Tag Archives: ORUÇ

diyanet

İMSAK TARTIŞMASI!

Bu Yazı Toplam 1,118 defa okunmuş ve 0 adet yorum yapılmıştır.

İlahiyatçı Bayındır, ‘Fazla Oruç Tutuyoruz’ Dedi. Diyanet, ‘Tereddütler Uyandırmak Doğru Değildir’ Diye Cevap Verdi.

Diyanet’in takvimine göre bu Ramazan yaklaşık 16 saat oruç tutuluyor. İlahiyatçı Prof. Dr. Abdulaziz Bayındır ise bu takvime itiraz ederek en az 40 dakika fazladan oruç tutulduğunu öne sürdü. Bayındır bir internet sitesinde de imsak vaktinin nasıl hesaplanacağını açıkladı.

40 Dakika Fazla Tutuyoruz

İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdulaziz Bayındır Türkiye’de en az 40 dakika fazla oruç tutulduğunu iddia etti.

İmsaktan 20 Dakika Sonraya Kadar Yiyorum

Aynı zamanda Süleymaniye Vakfı,  Din ve Fıtrat Araştırmaları Merkezi Başkanı da olan Prof. Bayındır, “Takvimler hatalı oldu için Türkiye’de en az 40 dakika önce oruca başlanmaktadır. Ben sahurda imsak saatinden en az 20 dakika sonraya kadar yiyiyorum, gün ağarıncaya kadar” şeklinde açıklamada bulundu.

İçinden Çıkılmaz Sıkıntılar

Süleymaniye Vakfı’nın web sitesinde konuya ilişkin bir yazı yayınlayan İlahiyatçı Bayındır, takvimlerde var olduğunu iddia ettiği hatanın sebebinin güneşin doğuşundan önceki beş ayrı tan arasında yapılan yanlış seçim olduğunu belirterek “Oruç, tan yerinin ağarmasından güneşin batmasına kadar, Allah rızası için yemeyi içmeyi ve cinsel ilişkiyi terk etmektir. Eskiden çıplak gözle bakılır, ufuk boyunca ışığın yoğunlaştığı görülünce yemeye içmeye son verilirdi. Artık gözlemin yerini takvimler almıştır. Ama takvimler hatalı olduğu için Türkiye’de en az 40 dakika önce oruca başlanmaktadır. Ekvatora yakın bölgelerde bu süre azalmakta ise de kuzey bölgelerinde birkaç saati bulmaktadır. Buna yatsı ile ilgili hatalar da eklenince içinden çıkılmaz sıkıntılar doğmaktadır.” dedi.

Bu Zulme Son Verilmeli

“Hatada ısrar edilmesi, oruca başlama ve yatsı namazı vakitlerini bir zulüm aracı haline getirmekle kalmamış, kutuplara doğru içinden çıkılmaz problemlere kaynaklık eden bu hata sebebiyle İslam’ın itibarına da gölge düşürülmüştür” yorumunu yapan Bayındır’ın, Diyanet İşleri Başkanlığı’na da çağrıda bulundu: “Bir an önce bu büyük hatadan dönülmeli, Müslümanlara ve İslam’a yapılan bu zulme son verilmelidir.”

Nasıl Hesaplanır?

Prof. Dr. Bayındır, imsak vaktinin hasaplanışı şöyle açıkladı: “Eskiden çıplak gözle bakılır, ufuk boyunca ışığın yoğunlaştığı görülünce yemeye içmeye son verilirdi. Artık gözlemin yerini takvimler almıştır. Ekvatora yakın bölgelerde bu süre azalmakta ise de kuzey bölgelerinde birkaç saati bulmaktadır. Buna yatsı ile ilgili hatalar da eklenince içinden çıkılmaz sıkıntılar doğmaktadır.”

Diyanet’ten Açıklama

Diyanet İşleri Başkanlığı, Din İşleri Yüksek Kurulunun imsak vaktini belirlerken astronomik tan olan 18 dereceyi esas aldığı belirtilerek, “Usulüne uygun yapılamayan gözlemlerle, namaz ve oruçla ilgili vakitler konusunda tereddütler uyandırmak doğru değildir” dedi.  Dünyanın kendi ekseninde dönmesinden kaynaklanan sabah doğu ufkunda şafağın belirmeye başlaması, güneşin doğuşu, güneşin öğleyin tepe noktasına gelip batıya meyletmeye başlaması, güneşin batması, batı ufkunda akşam şafağının kaybolması gibi alametlerin takvim ve saatin bulunmadığı dönemlerde uygulandığı hatırlatılırken, ancak günümüzde namaz ve imsak vakitlerinin saat ve takvimle belirlenmesinin, şafak ve fecr gibi atmosferik alametleri gözlemekten çok daha kolay olduğu vurgulandı. Vakitlerin bu şekilde hesaplanıyor olmasının, güneşin hareketleri gözlenerek hadisi şeriflerde belirtildiği biçimde oruç ve namaz vakitlerinin belirlenmesi alternatifini asla ortadan kaldırmayacağı vurgulanan açıklamada, “Ancak şafağın izlenmesi, usulüne uygun olarak yapılabildiği takdirde bir anlam ifade eder. Usulüne uygun yapılamayan gözlemlerle, namaz ve oruçla ilgili vakitler konusunda tereddütler uyandırmak doğru değildir” denildi.

ramazan

HOŞGELDİN YA ŞEHRİ RAMAZAN

Bu Yazı Toplam 412 defa okunmuş ve 1 adet yorum yapılmıştır.

Ve nihayet 11 ayın sultanı Ramazan geldi.

Bugün itibariyle başlayacak olan oruç, 27 Temmuz 2014 Pazar akşamı sona erecek ve pazartesi günü de bayramın ilk günü kutlanacak. Mübarek Ramazan ayıyla ilgili uyarılarda bulunan İlahiyatçı Yazar Osman Ünlü, Diğer ibadetlerde olduğu gibi orucun da farzlarının olduğunu söyleyen Ünlü, “Orucun 3 farzı var. Birincisi niyet etmek, ikincisi niyeti bildirilen zaman dilimi içinde yapmak, üçüncüsü ise gıda ve deva olarak bildirilen orucu bozan şeylerden imsaktan güneşin batışına kadar zaman dilimindeki şeylerden kaçmak” dedi.

Orucu bozan ve bozmayan hususlardan bahseden İlahiyatçı Osman Ünlü, “Vücuda giren şeyler yani gıda olarak ne alınırsa alınsın, tütün de buna dahil orucu bozar. Kişiye ilaç sevk edildiği zaman, astım hastalarının kullandığı spreyler de orucu bozar. Ama vücuttan çıkan şeyler orucu bozmaz. Bu yüzden bir kimse Ramazan-ı Şerif’te kan aldırabilir. Ama onun tehlikesi kan alan kimse acemi olup da çektiği kanı tekrar vücuda şırınga edecek olursa o orucu bozar. Aynı şekilde doğrudan doğruya kişiye oksijen verilirse de o oruç bozulmaz. Parfüm sıkmak, çiçek koklamak bunlar orucu bozmaz. Ama sıvı bir şey burnumuza çektiğimizde o orucu bozar. Kulağa damlatılan ilaç orucu bozar, ancak kulağa su kaçması orucu bozmaz fakat göz damlası orucu bozmaz. Misvak ya da ağzı çalkalamak orucu bozmaz ama macun kullanırsan mekruh olur buyuruyor” diye konuştu.

Oruç tutmayan kişilere saygılı olunması gerektiğini vurgulayan Ünlü, “Dinimize göre hamile kadınlar, çocuğuna süt veren anneler, yolculuk ve mazereti olan kişiler oruç tutmayabilir. Ancak o tutmadığı oruçları Ramazan sonrası kaza yapmaları gerekir. Oruç tutamayan yaşlılar ise fitre verebilir. Bu kişilerin durumu iye değilse günlüğü bin 750 gram undan hesap eder. Bu da ayda 52 buçuk kilo un eder. Durumu iyiyse kilosu 100 TL’den olan hurmadan verir. Bir aylığı o zaman 10 bin 500 TL’dir” ifadelerini kullandı.

 “Ezan Okunmadan 15 Dakika Önce Niyet Edilmeli”

Ezan okunmadan 15 dakika önce niyet edilmesi gerektiğinin altını çizen Osman Ünlü, iftar vaktinde de kişinin acele etmemesi gerektiğini söyleyerek şunları ifade etti: “Ramazan’da cami imamı ezanı yanlışlıkla 1-2 dakika erken okuyabilir. Bu yüzden önce akşam namazını kılıp, sonra iftar etmek lazım. Çünkü vakit girmediyse akşam namazını iade edebilirim. Ama oruç iade edemem. Bu yüzden hem iftar vaktinde hem de imsak vaktinde temkinli hareket etmek lazım.”

Gün içinde 17-18 saat oruç tutulacağını hatırlatan Ünlü, bedenden yeme-içme kesildiği gibi gözün, kulağın, dilin, ayağında yasak olan şeylerden uzak durması gerektiğini söyledi.

Oruç Fidyesi Ne Demektir?

Fidye, bazı ibadetlerin eda edilmemesi ya da edası sırasında birtakım kusurların işlenmesi hâlinde ödenen dinî-malî yükümlülüktür. İbadetlerle ilgili fidye, oruç ve hacda söz konusudur.

İhtiyarlık ve şifa ümidi olmayan bir hastalık sebebiyle oruç tutamayan ve daha sonra da kaza etmesi mümkün olmayan kimse, oruç tutamadığı her güne karşılık bir fidye öder. Kur’an-ı Kerim’de, “Oruç tutmaya güç yetiremeyenler, bir fakir doyumu kadar fidye öder.” (Bakara, 2/184) buyurulmaktadır. Bir fidye miktarı, bir sadaka-i fıtır miktarıdır. Sadaka-i fıtır ise bir kişiyi bir gün için doyuracak yiyecek veya bunun para olarak karşılığıdır. Fidye vermek durumunda olan fakat buna maddi imkânı el vermeyen kimse Allah’tan af diler. Günler uzun olduğu için oruç tutamayan hasta ya da yaşlılar, kısa günlerde oruç tutabilirlerse tutamadıkları orucu kısa günlerde kaza etmeleri gerekir. Bu durumda olan kimselerin vermiş oldukları fidyeler sadaka sayılır. Oruç fidyeleri, Ramazan ayının sonunda toptan verilebileceği gibi, Ramazan ayı içinde günlük olarak veya Ramazan ayı başında da verilebilir.

Diyanet İşleri Başkanlığının web sitesinde Din İşleri Yüksek Kurulu tarafından hazırlanan “Dini Soruları Cevaplandırma Platformu”nda yer alan fetvalara göre oruçla ilgili en çok merak edilen diğer konular ise şöyle:

 Orucu Bozan Şeyler Nelerdir?

Orucun temel unsuru ve anlamı, yeme, içme ve cinsel ilişkiden uzak durmak, nefsi bunlardan mahrum bırakmak olduğu için, oruçlu iken bunlar ve bu anlama gelecek davranışlar orucu bozar. Yemek ve içmek, yenilip içilmesi mûtat olan her şeyi kapsamı içine alır. Sigara, nargile gibi keyif veren tütün kökenli dumanlı maddeler ile uyuşturucular ve tiryakilik gereği alınan tüm maddeler oruç yasakları kapsamına girer. Her ne sebeple olursa olsun, ağızdan alınan ilâçlar da aynı hükme tabidir.

 Göz Damlası Orucu Bozar Mı?

Uzman göz doktorlarından alınan bilgilere göre, göze damlatılan ilaç miktar olarak çok az (1 mililitrenin 1/20’si olan 50 mikrolitre) olup bunun bir kısmı gözün kırpılmasıyla dışarıya atılmakta, bir kısmı gözde, göz ile burun boşluğunu birleştiren kanallarda ve mukozasında mesamat yolu ile emilerek vücuda alınmaktadır. Damlanın yok denilebilecek kadar çok az bir kısmının, sindirim kanalına ulaşma ihtimali bulunmaktadır. Bu bilgiler, değerlendirildiğinde, göz damlası orucu bozmaz.

Yıkanmak Orucu Bozar Mı?

Ağız ve burnundan su girip sindirim cihazına ulaşmadıkça oruçlu kimsenin yıkanması orucuna zarar vermez. Nitekim Hz. Aişe ve Ümmü Seleme validemiz Hz. Peygamber’in Ramazan’da imsaktan sonra yıkandıklarını haber vermişlerdir. Bu itibarla, ağız ve burnundan su kaçırmamak şartıyla oruçlu kişi yıkanabileceği gibi, havuz veya denize de girebilir. Ancak yüzme esnasında su yutmaktan kaçınmak zor olduğu için ihtiyatlı davranmak uygun olur.

Nikotin Bandı Orucu Bozar Mı?

Kural olarak orucu bozan şeyler, vücuda normal yollarla giren maddeler ve cinsel ilişkidir. Vücuda sürülen yağ, merhem ve benzeri şeyler deri üzerindeki gözenekler ve deri altındaki kılcal damarlar yoluyla emilerek kana karışmaktadır. Ancak cildin bu emişi, çok az ve yavaş olmaktadır. Diğer taraftan bu işlem yeme, içme vebeslenme anlamına da gelmemektedir. Bu itibarla, deri üzerine sürülen merhem, yapıştırılan ilaçlı bantlar orucu bozmaz. Bu açıdan sigarayı bırakmak isteyenlerin kullandığı nikotin bantları da orucu bozmaz.

 Oruçlu Kimse Diş Tedavisi Yaptırabilir Mi?

Orucun bozulması için yeme, içme ve cinsel ilişki ya da bu anlamları ifade eden bir fiilin işlenmesi gerekir. Bu sebeple sırf dış tedavisi sebebi ile oruç bozulmaz. Tedavinin ağrısız gerçekleşmesi için yapılan enjeksiyonlar da beslenme amacı taşımadığı için orucu bozmazlar. Ancak tedavi sırasında yapılan başka işlemler sebebi ile -mesela ağız su ile çalkalanırken- boğaza su, kan veya tedavide kullanılan maddelerden biri kaçarsa oruç bozulur ve kaza edilmesi gerekir.

 Dış Fırçalamak Orucu Bozar Mı?

Boğaza su kaçırmadan ağzı su ile çalkalamak orucu bozmadığı gibi diş fırçalamakla da oruç bozulmaz. Bununla birlikte, diş macununun, misvak parçalarının veya suyun boğaza kaçması halinde oruç bozulur. Orucun bozulma ihtimali dikkate alınarak, dişlerin imsakten önce ve iftardan sonra fırçalanması uygun olur.

 Sakız Çiğnemek Orucu Bozar Mı?

Günümüzde üretilen sakızlarda, ağızda çözülen katkı maddeleri bulunduğundan, ne kadar itina edilirse edilsin bunların yutulmasından kaçınılması mümkün değildir. Bu sebeple bu tür sakız çiğnemek orucu bozar. Ancak “kenger sakızı” gibi katkısı bulunmayan sakızlarla daha önce çiğnenmiş olup içinde hiç katkı maddesi kalmamış olan ve çiğnendiğinde hiçbir eksikliğe uğramayan sakızların çiğnenmesi orucu bozmaz. Bununla birlikte, oruçlu iken butür sakızları çiğnemek mekruhtur.

 Aşı Olmak Ve İğne Yaptırmak Orucu Bozar Mı?

Oruç; yemek, içmek, cinsel ilişki ve bunların kapsamına giren şeylerle bozulur. Bu sebeple, besin değeri taşımayan aşılar orucu bozmaz. Dinimiz, tedavi sürecinde olan hastaların oruç tutmamalarına ruhsat vermektedir. Bu nedenle, tedavisi devam eden hastalar, sağlıklarına kavuşup, tedavileri sona erinceye kadar oruçlarını erteleyebilirler. Bununla birlikte, Ramazan ayında herkesle birlikte oruca devam etmeyi arzu ediyor ve oruç tutmalarına da başka bir engel yoksa iğnelerini iftardan sonra yaptırmaları yerinde olur. Bu imkâna sahip olmayanlar, tedavi ve aşı amaçlı iğne yaptırabilirler. Ancak, oruçlu iken gıda ve vitamin iğneleri yaptırmak, damardan serum ve kan verilenlerin orucu bozulur. Daha sonra bu oruç kaza edilir.

Oruçlu bir kimsenin morfinli veya morfinsiz olarak dişlerini tedavi ettirmesi veya çektirmesi orucu bozmaz. Ancak tedavi esnasında, kan veya tedavide kullanılan maddelerden herhangi bir şeyin yutulması ise, orucu bozar.

 Gebeler Oruç Tutabilir Mi?

Ramazan orucunu tutmamak için geçerli mazeretlerden biri de gebelik veya çocuk emzirmektir. Gebe veya emzikli olan kadınlar, kendilerine yahut çocuklarına bir zarar gelmesinden korkmaları halinde oruç tutmayabilirler. Bunlar bir yönüyle hasta hükmünde oldukları gibi, onlara bu ruhsatı tanıyan hadisler de bulunmaktadır. Kendisi dayanabilecek ve çocuk da etkilenmeyecek ise hamile ve çocuk emziren anne oruç tutabilir. Bu konuda alanında uzman bir hekime danışılması uygun olur. Hamilelik ve çocuk emzirme gibi meşru sebeplerle oruç tutamayan bayanlar, tutamadıkları bu oruçlarını şartların elverişli olduğu başka zamanlarda kaza ederler”

Ramazan Ayında Anjiyo Ve Anestezi Yaptırılabilir Mi?

Lokal, bölgesel ve genel anestezi olmak üzere, üç türlü anestezi vardır. Küçük ameliyatlarda ameliyat bölgesinin yakın çevresine iletimi engelleyen ilaçların verilmesi ile oluşan anesteziye lokal anestezi (sınırlı uyuşturma) denir. Vücudun daha geniş bölgeleri, örneğin belden aşağısı veya bir yarısı iletimin omurilik düzeyinde engellenmesi için omuriliğe veya omuriliğe varmadan geniş bir sinir grubunun oluşturduğu bağlantı yerleri üzerine ilaç verilerek oluşturulan anesteziye bölgesel anestezi denir. Hastanın uyutulup ağrının duyulması beyin düzeyinde engellenirse bu tür anesteziye genel anestezi denir. Anestezi, nefes yolu veya iğne ile vücuda ilaç verilerek oluşturulmaktadır. Nefes yolu veya iğne ile yapılan anestezi, mideye ulaşmadığı gibi, yeme-içme anlamı da taşımamaktadır. Ancak bölgesel ve genel anestezide, acil durumlarda ilaç ve sıvı vermek amacıyla damar yolu açılarak, bu açıklık işlem süresince serum vermek suretiyle sağlanmaktadır. Bu itibarla, lokal anestezi (sınırlı uyuşturma) orucun sıhhatine engel değildir. Bölgesel ve genel anestezide serum verildiği için oruç bozulur”

Halk arasında anjiyo olarak bilinen operasyon, teşhise yönelik (anjiyografi) ve tedaviye yönelik olarak uygulanmaktadır. Anjiyografi vücut damarlarının görüntülenmesi demektir. Damar içine damarların görünür hale gelmesini sağlayan ve kontrast madde olarak tanımlanan ilaç verilerek, anjiyogram adı verilen filmler elde edilir. Anjiyografi sayesinde organları besleyen damarlar görüntülenerek damar hastalıkları veya bu damarlardan beslenen organlara ait tanı koydurucu bilgiler edinilir. Tedaviye yönelik olarak uygulanan anjiyonun klasik yöntemi anjiyoplastidir. Bu ise, dar veya tam tıkalı damarların balon ya da stent denilen özel araçlarla tekrar açılması için yapılır. Bu bilgiler ışığında gerek anjiyografi, gerekse anjiyoplasti operasyonlarında yemek ve içmek anlamı bulunmadığından, oruç bozulmaz”

 Böbrek Taşı Kırdırmak Orucu Bozar Mı?

Oruçlu olan bir kimsenin, vücuduna şifa veya gıda verici bir madde enjekte edilmeden böbrek taşı kırdırması ile orucu bozulmaz. Bu operasyon esnasında böbreklere kan akması da orucu bozmaz

 Akupunktur Tedavisi Orucu Bozar Mı?

Oruç, imsak vaktinden iftar vaktine kadar ibadet niyetiyle yeme, içme ve cinsel ilişkiden uzak durmak suretiyle yapılan bir ibadettir (Bakara, 2/187). Akupunktur ise; vücutta belirli noktalara iğne batırarak, çeşitli hastalıkları tedavi etme metodudur. Orucu bozan şeyler kapsamında olmadığı yani vücudu beslemesi ve gıdalandırması söz konusu olmadığından akupunktur yaptırmak orucu bozmaz.

Burun Damlası Orucu Bozar Mı?

Tedavî amacıyla burna damlatılan ilacın bir damlası, yaklaşık 0,06 santimetreküptür. Bunun bir kısmı da burun çeperleri tarafından emilmekte, çok az bir kısmı mideye ulaşmaktadır. Bu da, mazmaza (guslederken ağzı su ile çalkalamada) olduğu gibi affedilen miktar kapsamında değerlendirilebilir.

ramazan

RAMAZAN’IN GETİRDİKLERİ

Bu Yazı Toplam 254 defa okunmuş ve 0 adet yorum yapılmıştır.
Etiketler: , , , ,

İslam alemi, 11 ayın sultanı Ramazan’ın gelişini yine heyecanla bekliyor.

Ramazan ayında görmeye alıştığımız semboller yeniden günlük yaşamımızda ki yerlerini almaya başlıyor.

450 yıldır minareleri süsleyen mahyalar Ramazan ayının gelişinde gözümüze çarpan ilk değişikliklerden biri.

Yardımlaşmanın arttığı Ramazan’da belediyeler ve hayırseverler tarafından kurulan iftar çadırlarında hergün birçok insan sıcak yemek yeme fırsatını bulur.

Ramazan sofralarının vazgeçilmezi bu aya özel olarak çıkarılan susamlı, yumurtalı ve çörekotlu başta olmak üzere çok çeşitli yapılabilen ramazan pideleri.

İftar sofralarının simgesi güllaç hafif sütlü tatlı olması nedeniyle en çok tercih edilen tatlıların başında geliyor.

Davulcular ilk sahurdan itibaren davul eşliğinde söyledikleri manilerle sokak sokak gezerek mahalle sakinlerini sahura kaldırırlar.

İlk teravih namazı cuma akşamı kılınmaya başlanacak.

İstanbul’da Oruç Baba Türbesi her sene ilk iftarda ziyaretçi akınına uğrar. Ramazan ayının ilk iftarını Oruç Baba Türbesi’nde yapanlar dileklerinin gerçekleşeceğine inanır. Bu umutla türbeye gelen vatandaşlar bir şişe sirke ve ellerindeki bir parça ekmekle iftar ettikten sonra Oruç Baba’nın ruhuna Fatiha okuyarak onun yüzü suyu hürmetine isteklerini bildirip dua ederler.

manşet1

İFTAR VERMENİN FAZİLETİ

Bu Yazı Toplam 409 defa okunmuş ve 0 adet yorum yapılmıştır.

8 İFTAR VERMENİN FAZİLETİSual: İftar vermenin sevabı nedir?

CEVAP: İftar vermek çok sevabdır. Yolda giderken bir oruçluya bir hurma veya bir zeytin verilse de iftar verme sevabına kavuşulur. Peygamber efendimiz, (Bir kimse, bu ayda bir oruçluya iftar verirse günahları affolur. O oruçlunun sevabı kadar ona sevab verilir) buyurunca, Eshab-ı kiramdan bazıları, bir oruçluyu iftar ettirecek kadar zengin olmadıklarını söylediler. Onlara cevaben (Bir hurmayla iftar verene de, yalnız suyla oruç açtırana da, biraz süt ikram edene de bu sevab verilir) buyurdu. (Beyheki)

Yine bir hadis-i şerifte, (Ramazanda bir misafire oruç açtırana Sırat köprüsünü geçmek kolaylaşır) buyuruldu. (V. Necat)

Yemek yedirmek çok sevabdır. Hele oruçluya yedirmek daha çok sevabdır. Oruç tutanın sevabı kadar sevab alır, oruçlunun sevabından eksilme olmaz.

Peygamber efendimiz, (Ramazan ayında bir oruçluyu su ile iftar ettiren, anasından doğduğu günkü gibi günahsız olur) buyurunca da, Eshab-ı kiram, “Su az ve kıymetli iken mi?” diye sual etti. Onlara cevaben (İsterse nehir kenarında versin, aynıdır) buyurdu. (V. Necat)

Yemek yedirmeyi nimet bilmelidir! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Amellerin en faziletlisi, bir müminin aybını örtmek, karnını doyurmak ve bir ihtiyacını karşılamak suretiyle onu sevindirmektir.) [İsfehani]

 (Allahü teâlâ, yemek yediren cömertle melekleri218 İFTAR VERMENİN FAZİLETİne övünür.)[İmam-ı Gazali]


(Misafir, sofrada bulunduğu müddetçe, melekler, ev sahibine dua eder.) 
[Taberani]

(Cennette öyle güzel köşkler vardır ki, bunlar, tatlı konuşan, yemek yediren ve herkes uyurken namaz kılanlar içindir.)
[Tirmizi]

(Arkadaşına, sevdiği yemeği ikram edenin günahları affolur.)
[Bezzar]

 Dostlarla Yemek

Dost ve arkadaşlara yemek yedirmek, sadaka vermekten efdaldir. Hazret-i Ali buyurdu ki: (Dostlara yedirdiğim bir ekmek, fakirlere verdiğim beş ekmekten daha kıymetlidir. Dostlarla yenilen yemek, köle azat etmekten daha makbuldür.)

(O beni yemeğe çağırmıyor. Onu niye çağırayım) dememelidir! Yemeğe çağırırken de, yemeğe giderken de yalnız Allah rızasını düşünmelidir! Yemekte günah işlenen davetlere gidilmez. Fakirlerin davetine gitmeyip de, zenginlerinkine gitmek kibirdendir. Kendinden aşağı olanları ziyaret etmek de tevazu alametidir.

122 İFTAR VERMENİN FAZİLETİDüğün yemeğine davet olunanın gitmesi sünnet, başka ziyafetlere gitmek müstehaptır.
Bazı âlimler ise, (Düğün yemeğine gitmek vacip, diğer davetlere gitmek sünnettir) demişlerdir. Müslümanın Müslüman üzerindeki beş haktan biri, davetine icabettir. Yani davetini kabul edip gitmektir. Hadis-i şerifte, (Davete icabet ediniz) buyuruldu. (Müslim) Külfete girenin davetine gitmek gerekmez. Cimrinin davetine de gitmemelidir! Peygamber efendimiz bu hususta, (Cömerdin yemeği şifa, cimrinin yemeği hastalıktır) buyurmaktadır. (Deylemi, Hâkim, İbni Lâl, Dare Kutnî, Hatib)

Samimi olarak davet edilen yere gitmelidir! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Müslüman kardeşine ikram eden, Allahü teâlâya ikram etmiş olur.) [İsfehani]

(İki kişi birden davet ederse, kapısı yakın olana icabet et! Çünkü kapısı yakın olanın hakkı daha önce gelir.) 
[Buhari]

(Davete icabet etmeyen, Allah’a ve Resulüne asi olmuş olur.)
[Buhari] (Dinimizin bu konudaki emrine uymamış olur.)

 Ramazan Ayında Oruç Tutmanın Sevabı

75 İFTAR VERMENİN FAZİLETİ Ramazan ayında oruç tutmanın sevabına had ve hesap yoktur, sınır yoktur, kayıt yoktur. Allah’ın rahmeti, feyzi, bereketi, sevabı, hayrı, bizim umduğumuz ve beklediğimiz ölçüde değil; Allah’ın sonsuz lütfu ölçüsünde ebediyen elimizden ve gönlümüzden tutacaktır. .

Peygamber Efendimiz (asm) bildiriyor ki: Allah ü Zülcelâl Hazretleri şöyle buyurdu: “İnsanoğlunun her işi kendisi içindir. Ancak oruç değil. Oruç benim içindir. Ve onun mükâfâtını Ben veririm.”

* Ramazan ayında oruç tutanlar Cennete hangi kapıdan girecekler?

Peygamber Efendimiz (asm) müjdeliyor ki, Ramazan ayında oruç tutanlar Cennete şeref kapısından girecekler.

Peygamber Efendimiz (asm) şöyle buyuruyor:412 İFTAR VERMENİN FAZİLETİ

“Cennette Reyyân denilen bir kapı vardır. Bu kapıdan Kıyâmet Gününde yalnız oruçlular girer. Onlarla birlikte başka kimse giremez. ‘Nerede oruç tutanlar?’ diye çağırılır ve oruç tutanlar oradan Cennete girdirilir. Sonuncusu da girdi mi, artık kapı kapanır ve o kapıdan kimse giremez.” 1

Dipnot: 1- Buhârî, Müslim, Nesâî

Kaza ve Nafile Namazları

Kaza namazı kılmak, nafile namazı kılmaktan evla ve daha mühimdir. Fakat farz namazlarının sünnetleri -müekked olsun olmasın- bundan müstesnadır.

Bu sünnetleri terk ederek bunları yerine kazaya niyet edilmesi doğru değildir. Hatta Kuşluk ve tesbih namazları gibi haklarında hadisi şerif bulunan nafile namazlar da böyledir. Çünkü bu sünnetler farz namazları ikmal eder; tamamlar. Bunların telafisi mümkün değildir.

315 İFTAR VERMENİN FAZİLETİKaza namazlarının ise muayyen vakitleri olmadığı için telafileri mümkündür. Bununla beraber namazları kazaya bırakmak günahtır. Bu günahtan mümkün mertebe kurtulmak için sünnetleri feda etmek uygun olmaz. Böyle bir günahı işleyen kimsenin fazla ibadette bulunarak ilahi affa iltica etmesi icap ederken,Peygamber Efendimizin (SAV) şefaatine vesile olacak sünnetleri, nafileleri nasıl terk edebilir. Hem bir kısım vakit namazlarını kazaya bırakmak hem de diğer bir kısım vakit namazlarını kendilerini tamamlayan sünnetlerden ayırmak iki kat kusur olmaz?

Buna aykırı olan bazı nakiller muteber değildir, müftabih olan fetvaya aykırıdır. Hem sünnetleri hem de kaza namazlarını kılmaya müsait vakit bulamadıklarının iddia edenler insaflı sayılmazlar. Beyhude yere en kıymetli zamanlarını zayii eden insanlar böyle bir iddiaya ne yüzle cüret edebilirler.

(Ömer Nasuhi Bilmen)

Diyanet’ten Sandalyede Namaz Uyarısı

Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu, hasta ve engelli kimselerin bile, zorunlu olmadıkça namazlarını sandalyede değil, yere oturarak kılmalarının uygun olduğunu açıkladı.

Son zamanlarda camilerde hasta ve güçsüz kişilerin cemaat arasına sandalye koyup namaz kılmalarının vatandaşlarca sıkça sorulması üzerine Diyanet İşleri Din Yüksek Kurulu şu açıklamayı yaptı:
“Namazı normal şekli ile ayakta kılmaya gücü yetmeyen kimse için asıl olan, 511 İFTAR VERMENİN FAZİLETİnamazını oturarak kılmaktır. Böyle bir kişi namazını kendi durumuna göre diz çökerek veya bağdaş kurarak yahut ayaklarını yana ya da kıbleye doğru uzatarak kılar. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.) nasıl namaz kılacağını soran hasta bir sahabeye ‘Namazını ayakta kıl. Eğer gücün yetmezse oturarak, buna da gücün yetmezse yan üzere kıl’ (Buhari, Taksiru’As-Salat, 19) buyurmuştur.

Ayakta durabilen ve yere oturabildiği halde secde edemeyen kimse namaza ayakta başlar, rükudan sonra yere oturarak secdeleri ima ile yapar. Ayakta durabildiği halde oturduktan sonra ayağa kalkamayan kişi namaza ayakta başlar, secdeden sonra namazını oturarak tamamlar. Ayakta durmaya ve rüku yapmaya gücü yettiği halde yere oturamayan kimse namaza ayakta başlar rükudan sonra secdeyi tabure ve benzeri bir şey üzerine oturarak ima ile eda eder. Ayakta durmaya gücü yetmeyen, yere de oturamayan kimse namazı tabure, sandalye ve benzeri bir şey üzerine oturarak rüku ve secdeleri ima ile yerine getirir.

Namazını tabure, sandalye ve benzeri şeyler üzerinde kılan müminin ileri sürdüğü mazeretleri kendisini vicdanen rahatlatacak boyutta olmalıdır. Namazı asli şekline uygun olarak kılmaya engel olmayacak hafif bedeni rahatsızlıklar, bu konuda meşru mazeret olarak görülmemelidir. Dini açıdan zorunlu ve meşru bir sebep bulunmadıkça camilerde sandalyede namaz kılmak, göze hoş gelmeyen bir görüntü ortaya çıkarmakta ve cemaat arasında tartışmalara sebep olmaktadır. Özellikle üzerinde namaz kılmak amacı ile camilerde sıralar halinde sabit oturakların yapılması, cami doku ve kültürüyle bağdaşmamaktadır. Bu sebeple hastalık ve özürlülük gibi herhangi bir rahatsızlığı bulunan kimselerin, zorunlu olmadıkça namazlarını sandalyede değil, yere oturarak kılmaları uygundur.”

Hazırlayan: Burçin ÇERGEL

GREV

RAMAZANDA AÇLIK GREVİ

Bu Yazı Toplam 540 defa okunmuş ve 5 adet yorum yapılmıştır.

Asker olduğu yıllarda katıldığı bir çatışma sırasında gözünde yüzde 90 görme kaybı olan Trabzonlu eski komando er İbrahim Başar, 19 yıldır gazilik unvanını almanın mücadelesini veriyor.

1993-94 yılları arasında Bolu İkinci Komando Tugayı’nda askerlik yaptığı esnada doğu görevine giderek burada terör örgütü ile girdikleri bir çatışma sonrasında sağ gözünde yüzde 90 görme kaybı oluşan İbrahim Başar (41), 19 yıldır gazilik unvanının kendisine hak ettiği halde verilmediğini iddia etti.

Bütün hukuk yollarını denemesine rağmen hepsinin kapandığı iddia eden Başar, “1994 yılında Diyarbakır Silvan’da PKK terör örgütü ile girmiş olduğumuz çatışma sonucunda sağ gözümden yaralandım. Yaralandığım zaman gözüm yüzde 20 görmüyordu. Geçen zaman kaybında gözümün görmeme oranı yüzde 90’lara yükseldi. Sonuç itibariyle şu anda işsizim. İşsiz kaldığım için gazilik haklarımı istedim. Bütün hukuk yollarını denedim ama hepsi kapandı” dedi.

Tek istediği şeyin gazilik unvanının verilmesi olduğunu dile getiren Başar, “Biz gazilik hakkını istiyoruz, hakkımız olan şeyi istiyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin 19 yıldır bana borcu var. Türkiye Cumhuriyeti bir gazisine sahip çıkamadı. Dilerim Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ve Türk halkı gazisine sahip çıkar” ifadelerini kullandı.

“oruç tuttuğum halde açlık grevi yapıyorum”

Hem oruç tuttuğunu, hem de açlık grevi yaptığını kaydeden Başar, “Orucumu tutuyorum, akşamları eşimle birlikte tartışıyoruz. Oruç tuttuğum için bir bardak su ve yarım tas çorba ile beraber bu grevi devam ettiriyorum. Eşim de kızıyor bana ‘hem oruç tutuyorsun, hem grev yapıyorsun’ diye. Zor oluyor ama ben hakkım olan şeyi istiyorum. Kimsenin sadakasına ihtiyacım yok. Bu grevden dolayı başıma bir şey gelirse bunun bütün suçlusu Türkiye Cumhuriyeti’dir” şeklinde konuştu.

manşet

ORUCUN HİKMETİ

Bu Yazı Toplam 251 defa okunmuş ve 0 adet yorum yapılmıştır.
Etiketler: , ,

On bir ayın sultanı ramazan ayının yaz aylarına denk gelmesi sebebiyle tutulan orucun sevabı, yapılan ibadetin zorluğuna göre değişiyor.

Ayrıca ramazan ayının belirli zamanlarda sabit olarak tutulmamasının hikmetleri de saymakla bitmiyor.

Mübarek ramazan ayının gelmesiyle birlikte oruçla alakalı akıllardaki pek çok soruya cevap aranıyor. Kanal 24′te sahur programına katılan İstanbul Baş Vaizi Mustafa Akgül Hoca, yaz ayında tutulan orucun hikmetini anlattı. İşte soru cevap halinde yaz orucunun hikmetleri:

Ramazan ayı mevsimsel değişikliklerden dolayı kış aylarına da yaz aylarına da denk geliyor. Bu ramazan yaz ortasına denk geldiği için zorluklarını da yaşıyoruz.

Yaz aylarında oruç tutmanın karşılığı nedir?18 ORUCUN HİKMETİ

Kim ki zerre kadar bir iyilik yapsa, onun mutlaka karşılığını görecektir. Kim de zerre kadar kötülük yaparsa onun zararını görecektir ayeti ile cevap vermek istiyorum ancak orada bir parantez açalım kötülük yapan tövbe ile o zarardan kurtulabilir, Peygamber efendimizin şefaati ile o zarardan kurtulabilir, bir de Allah başka yaptığı sevapları ona karşılık getirerek onu zarardan kurtarabilir. Bu üçü gerçekleşmez ise azabını çeker ve sonra cennete gelir.

Yani burada anlatmak istediğim, 8 – 10 saat tutulan oruç ile 17 saat tutulan orucun sevabı elbette eşit değil. Peygamberimiz ibadetlerin en faziletlisi zahmeti çok olandır buyuruyor.

Bu bile bile kendine zulmetmek anlamına gelmiyor değil mi?

Hayır kesinlikle değil. Dediğimiz gibi Temmuz ayında 17 saat oruç tutmak. Burada insanın aklından geçiyor, keşke kış günlerinde hep sabit zamanlarda olsaydı, havalar da soğuk olsaydı da daha rahat tutsaydık.

Ramazan ayının sabit günlerde olmamasının hikmeti nedir?

Eğer sabit olarak belirli zamanlarda gelseydi, mesela bize kış aylarında gelseydi güney yarım kürede yaşayan din kardeşlerimize hep yaz aylarında denk gelecekti. Onlara kışın gelseydi bize hep yazda gelecekti. Allah Müslümanlar arasında adaleti temin etmek için ramazanı her sene 10 gün evvel getirerek, kuzey kürenin, güney kürenin tamamında oruç tutmuş olsunlar diye aralarında adalet temin edilsin d34 ORUCUN HİKMETİedi.

Ramazan kışa geldiği zaman Allah bize kış meyve ve sebzelerinin kıymetinin oruç vasıtasıyla yaşatmış oluyor, hiç bir nimetin hayali kendisi kadar lezzetli olamaz. İnsan da oruçta nimetlerin lezzetini alır. Çünkü ulaşamıyor yiyemiyor o büyük bir lezzettir. Ramazan yazın gelecek ki yaz meyve sebzelerinin kıymetini de bilelim.

Uzun günde, sıcak günde gelecek ki; çölde sıcakta susuzlukla mücadele edenlerin hali nedir anlayalım.

Bir diğer hikmeti de afetlere karşı vücudumuzun dirençli hale gelmesi. Allah korusun bir deprem meydana geldiğinde göçük altında sağ kaldıysak, 17 saat aç durmaya vücudumuz oruç sayesinde dirençli hale gelmiş olacak. Yani biz 17 saat orucu başarmışsak, zor zamanlarda 10-12 saat aç susuz kalmaya mecbur olduğumuz durumlarda, ramazanda tuttuğumuz 17 saat oruç bize moral verecek.

Ramazan, insanı zor şartlara da alıştıran bir ibadet şeklidir. Müslüman, ramazanın mevsimin farklı zamanlarına denk gelmesiyse, her türlü zor şarta kendini hazırlamış oluyor.

On Bir Ayın Sultanı Ramazan ayı ile ilgili konuşan Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz bu ayda Müslümanların kendilerine çeki düzen verdiklerini akraba ve komşularıyla daha yakın ilişki kurduklarını belirtti. İslamın beş şartının en yoğun yaşandığı ayın Ramazan ayı olduğunu belirten yılmaz, ‘Kelime-i şahadet en çok Ramazan’da çekilir. 40 rekat namaza 20 daha il26 ORUCUN HİKMETİave ediyoruz 60 rekat namaz kılıyoruz. Zekatı, Fıtır sadakasını Ramazan’da veriyoruz. Ramazan’da hac yok ama pek çok insan Ramazan’da umreye gitmek istiyor. Çünkü Ramazan’daki umrenin daha fazla feyiz ve bereketi var. Bizim dini hayatımıza giren her şey yoğun şekilde Ramazan’da oluyor. Ramazan ibadeti yoğun iklimdir. O yüzden Ramazan’ı hakkıyla yaşamalıyız’ ifadelerini kullandı.

İnsanlığı hatırlatıyor

İnsan hayatının hızla akıp gittiğine işaret eden Yılmaz,’İnsanın ilgileri daha çok dışa dönük olmak üzere savruluyor. Zihni, gönlü savruluyor, ilgileri dağılıyor. Allah ile ilişkisini sorgulamaya hayat koşuşturmasında zaman olmuyor. Bu aşamada bir bakıma siz dünyaya ait ilgilerinizi, alakalarınızı olabildiğince azaltmaya niyet etmeli, kalbinizden dünya meşguliyetlerini azami derecede uzaklaştırmalı ve Allah’a yönelmeye söz vermelisiniz’ şekline konuştu. Yılmaz, ‘Ouçla açlığı ve aç olanları düşünüyoruz. Ramazan ayı çevre ile irtibatımıza ama daha çok da başkalarıyla ilişkilerimize yönelik olmak üzere bize farkındalık aşısı yapıyor, empati aşısı yapıyor, kendimizi frenleme aşısı yapıyor’ dedi.

Sosyalleştiriyor

Ramazan ayının insanı sanal dünyadadan uzaklaştırıp ailesi, akrabaları, arkadaşları ve komşuları ile bir araya getirdiğini söyleyerek 11 ayda olmayan sosyalleşmenin Ramazan ayında olduğunu ifade eden Yılmaz, ‘İnternet ve iletişim araçlarının insanları sanal dünyada hapsetmesi sonucunda sosyalleşmekten koptuk. Aile fertleriyle, akrabalarla, dostlarla göz göze gelmiyoruz, oturup konuşamıyoruz, muhabbet edemiyoruz, buna imkanı olmuyor ve ihtiyaç da hissedilmiyor. Ama Ramazan’da iftarlara akrabalara arkadaşlara gidiliyor. Ramazan insanlara bu fırsartı veriyor. Diğer 11 ayda hiç yaşanmayan bu güzellikler Ramazan ayında yaşanıyor’ diye konuştu.

Orucun, ferdî ve sosyal hayata pek çok katkısı olduğunu biliyoruz. Hem beden dinlenir hem de ruhun heykeli tekrar dikilir. Bu manevî dinamikleri diğer zaman dilimlerinde bulmak çok zordur. Oruç tutan insan yeme ve içmeden uzak dururken, diğer taraftan ahlakî tavrı ve çevresine gösterdiği mülâyemetiyle adeta melekleşir. Mayınlı bir tarlada dikkatlice yürüyen kimse gibi oruç tutan mü’min de orucunun zedelenmemesi için bütün azalarını günahlardan korumak için hassasiyetin zirvesine erişir. Birçok İslam âlimi de tam ve kâmil olan orucun ancak bütün günahlardan kaçınmakla mümkün olacağını söyler. İlahiyatçı-yazar Osman Karyağdı, oruçlu insanın halini şöyle tarif ediyor: “Melekler gibi yeme, içmeyi terk eden oruçlu insan yine onlar gibi, yalan, dedikodu, dargınlık, çekememe gibi hallerden gözü ve diğer azalarıyla günahlara dalmaktan da uzak durur. Aksi halde orucumuz bizi tutmuyorsa bir yerlerde eksiklik var demektir.” Oruçlu olduğu halde, bir sürü dedikoduya dalan, diline hâkim olamayan, gözünü haramlardan koruyamayan kimsenin, oruçtan elde edilecek mükâfatlardan mahrum kalabileceğine dikkat çekiyor Karyağdı. “Kim yalan söylemeyi ve yalanla amel etmeyi terk etmezse, Cenâb-ı Hak o kimsenin yemesini, içmesini bırakmasına hiç kıymet vermez, iltifât buyurmaz.” hadis-i şerifini hatırlatan Osman hoca, “Hatta bazı âlimler gıybet ve yalanın orucu bozacağını bile söylerler. Başka bir ifadeyle bu orucun tam olmayacağı veya kusurlu olacağı söylenebilir.”

 

Osman hoca, oruç ibadetini açlık ve susuzlukla sınırlayanlara da şu hadis-i şerifi hatırlatıyor: “Nice oruç tutanlar vardır ki, orucundan, susuzluk çekme ve açlıktan başka bir kazancı yoktur. Nice geceleyin kalkıp nafile ibadet yapanlar vardır ki, bu kalkmasından ötürü, uykusuzluktan başka bir kazancı yoktur. (İbn Mace)” O halde kamil bir oruç için insanın melekleştiği, helalleri bile terk ettiği Ramazan’da gözümüzü haramlardan koruyalım. Dilimizi Kur’ân’la meşgul edelim ve Allah’ı daha çok hatırlayıp evrad-u ezkârla meşgul olup, ahireti hatırlatan ve tefekkür ettiren eserleri okuma gibi hayırlı işlerde kullanalım.

Hazırlayan:Burçin ÇERGEL

RAMAZAN

RAMAZANA GİRERKEN…

Bu Yazı Toplam 172 defa okunmuş ve 0 adet yorum yapılmıştır.
Etiketler: ,

Müslümanların hasret ve özlemle beklediği mübarek Ramazan ayı, önümüzdeki pazartesi akşamı kılınacak ilk teravihle başlayacak. O gece kalkılacak ilk sahurla da salı günü oruçlu olunacak.

Vatandaşlar, 11 ayın sultanına kavuşacak olmanın heyecanını yaşarken, evlerde ve camilerde de son hazırlıklar yapılıyor. Ramazan’ın oruç ve Kur’an ayı olduğuna dikkat çeken din adamları, bu manevi iklimden olabildiğinde istifade etmek gerektiğine vurgu yaptı. Trabzon Müftüsü Veysel Çakı, Ramazan’da orucun yanında bol bol Kur’an okumak gerektiğinin altını çizdi. Ramazan’ın aynı zamanda insanın kendini terbiye etme ayı olduğunu kaydeden Çakı, oruçlu insanın fikrini sadece yeme ve içmeyle meşgul etmemesi gerektiğini belirtti. Orucun sadece belli bir zaman diliminde mideyi aç bırakmamak olduğuna dikkat çeken Çakı, tüm uzuvlarla oruçlu olmak gerektiğini söyledi. Çakı, “Bir oruç tutacağız, oruç da bizi kötülüklere karşı tutacak” dedi

‘Günaha düşmekten tutacak’

Ramazan’ın aynı zamanda insanın kendini terbiye etme ayı olduğunu söyleyen Çakı, insanın bu ayda bir nefis terbiyesine tabi tutulduğunu anlaması gerektiğini belirtti. Çakı, “Acıkacak, susayacak, sabredecek ve diğer organlarını günah işleme konusunda eğitmiş olacak. Kendisini durdurmaya helalden başlayacak ve neticesinde günahlara karşı kendine dur diyebilme noktasına ulaşacak. Biz orucu tutacağız, oruç da bize günaha düşmekten tutacak. Oruç sade belli vakitlerde mideyi aç bırakmak değildir. Bütün organlarımıza oruç tutturmalıyız.” ifadelerini kullandı.

ramazan

21 SAATLİK ORUÇ

Bu Yazı Toplam 190 defa okunmuş ve 0 adet yorum yapılmıştır.
Etiketler: ,

Bu yıl en uzun orucu, geçen sene olduğu gibi İskandinavya ülkelerinde bulunan Müslümanlar tutacak.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın imsakiyesine göre İzlanda’nın kuzeyinde bulunan Rekjavik, İsveç’in Kiruna ve Norveç’in Trömse şehirlerinde Ramazan’ın ilk günü 22 saate yakın oruç tutulacak. Stockholm, Oslo, Kopenhag ve Helsinki’de ise Müslümanlar 21 saate yakın oruç tutacak.

Hava sıcaklığı düşük olacak

Oruç tutma süresi Türkiye’ye göre daha uzun olsa da, serin havadan dolayı, Müslümanların oruçlarını rahat ve zorlanmadan tutması bekleniyor. Meteoroloji yetkilileri tarafından yapılan açıklamada, Ramazan ayı boyunca İzlanda ve Norveç’te hava sıcaklığı 15 derece civarında olacak. İsveç, Danimarka ve Finlandiya’da ise sıcaklığın 18 civarında olacağı ve sık sık yağmur yağacağı kaydedildi.

Ramazan’da gurbetçiler tercihi Türkiye

Özellikle İsveç, Norveç ve Danimarka’da emekli olduktan sonra yaşamaya devam eden gurbetçiler Ramazan ayını Türkiye’de geçirirken, diğer gurbetçilerin büyük bir bölümü de tatilini Ramazan ayına göre ayarlayarak Türkiye’de geçirmeye çalışıyor.

Türkiye’ye gitme imkanı bulamayan İskandinavyalı gurbetçilerin en büyük sıkıntısı, iftar geç saatlere denk geldiği için davetlere icabet edememek. İftarla imsak arasının sadece 2-3 saat olması sebebiyle Müslümanlar iftarı genelde evlerinde yapmayı tercih ediyor. 1980′lerde haziran-temmuz döneminde oruç tutanlar, o günleri, “İftarı yapıp acele teravihe yetişmeye çalışıyorduk. Teravih namazı bitince de birkaç dakika içinde cami boşalıyordu. Acele eve giderek imsak olmadan birkaç bardak çay ve su içmek için ‘deta yarışıyorduk.” diye anlatıyor.

İskandinavya’da yazın 20-21 saat oruç tutan Müslümanlar kışın ise 6-7 saati oruçlu geçirerek ibadetlerini eda etmiş oluyor.

 

manset

ASR-I SAADETTE İFTAR

Bu Yazı Toplam 323 defa okunmuş ve 0 adet yorum yapılmıştır.
Etiketler: , , ,

Oruçlunun Sevinci akşam yaklaşınca, Rabbinin emri ile nefsine dur diyerek, gün boyu arzularını dizginleyen mümin, oruçla nefsini terbiye etmekle birçok güzel haslete sahip olma ve ilahi emri yerine getirmenin sevinci ile iftarın gelmesini beklemeye başlar.

Allah Resulü’nün (sallallahu aleyhi vesellem) şu (kudsi) hadisleri onun bu sevincine tercüman olur: “Oruç benim içindir. Onun mükâfatını ben vereceğim. dua1 ASR I SAADETTE İFTAROruç tutanlar için iki sevinç anı vardır. Biri iftar anında orucunu açma sevinci, diğeri Rabbine ulaştığında oruç tuttuğundan dolayı yaşadığı sevinçtir.”(1)
Oruç tutanın sevinci bu kadarla kalmaz. Allah Resulü (sav) onlara bir müjde daha verir: “Allah her iftar vakti, cehenneme girmesi kesinleşmiş kullarını cehennemden azat eder. Bu, Ramazan boyunca her akşam tekrarlanır.”(2) Bazı rivayetlerde her gece bir milyon (1.000.000) kişinin cehennemden azat edileceği bildirilmektedir.(3)

İftar Vakti Acele Ederlerdi

Oruçlu, akşam vakti gelince, orucunu açmakta acele eder. Çünkü Allah Resulü (sav): “İftarı acele edin, sahuru geciktirin!“ Abdullah b. Mesud der ki; Allah Resulü (sav) de böyle yapardı.”(4)
“İnsanlar iftarı acele ettikleri sürece hayır (sünnetim) üzere bulunurlar.”(5)
“İnsanlar iftarı acele ettikleri sürece, bu din galip olmaya devam edecektir. Zira Yahudi ve Hıristiyanlar iftarı geciktiriyorlardı.” Buyurur.(6)
Sonra iftar zamanını açıklayarak: “Karanlık şuradan geldiği, gün şuradan döndüğü, güneş battığı zaman oruçlu iftar eder’, buyurur.”(7)
Sahabe-i Kiram’dan Ebu Evfa anlatıyor: “Ramazan ayında Allah Resulü (sav) ile bir seferde bulunuyorduk. Güneş batınca Allah Resulü (sav):
— Ey Bilal! İnip hurma ezmesini su ile karıştırıp yemek hazırla! Buyurdu.
— Ya Resûlallah! Akşam olmasını beklesek, dedi. O emrini tekrarladı:
— Ey Bilal! İnip hurma ezmesini su (yâda süt) ile karıştırıp yemek hazırla! Buyurdu. Bilal-i Habeşi:
— Ama hala gündüz! Dedi. Allah Resulü (sav) üçüncü kez:
— Ey Bilal! İnip hurma ezmesini su (yâda süt) ile karıştırıp yemek hazırla! Buyurdu.

Bilal-i Habeşi devesinden indi, yemeği hazırlayıp götürdü. Allah Resulü (sav) çorba gibi olan yemeği içtikten sonra Bilal-i Habeşi’ye eli ile göstererek: “Güneş şuradan battığında gece şuradan geldiğinde oruçlu iftar eder’, buyurdu.”(8)
Efendimizi takip eden sahabeler de onun gibi iftarı acele ederdi. Ancak bazıları namazı iftardan önce kılardı.
Ebu Atiyye anlatıyor: “Bir gün Mesruk ile birlikte Hz. Aişe’nin yanına gittik. İzin alıp içeri girdikten sonra:
— Ey müminlerin annesi! Hz. Peygamberin sahabelerinden hayırdan başka hallerini görmediğimiz iki kişi var. Bunlardan biri iftar ve namazı acele ediyor, diğeri namazı acele ediyor ama iftarı geç açıyor. Onlar hakkında ne dersin? Diye sorduk. Hz. Aişe:
— İftar ve namazı kim acele ediyor?
— Abdullah b. Mesud.
— Allah Resulü (sav) de öyle yapardı.”(9)
Enes b. Malik üsteki hadise açıklık getirerek şöyle der: “Allah Resûlü (sav) akşam namazı kılmadan önce birkaç tane yaş hurma, o yoksa kuru hurma, o da yoksa su ile orucunu açardı.”(10)
İftarda Dualar Kabul Olur
İftar vakti duaların kabul olduğu anlardan, iftarda yapılan dualar ise kabul olan dualardandır. Bunun için Allah Resûlü (sav): “Oruçlunun iftar anında reddedilmeyecek bir duası vardır.”(11) buyurdu. Bir defasında iftar vakti; “Allahumme leke sumtu ve ala rızgike eftartu; Allah’ım senin için oruç tuttum, rızkınla orucumu açtım.” (12) Bir başka zaman ise:
“Bismillah! Elhamdu lillah! Allahumme leke sumtu ve ala rızkike eftartu, ve aleyke tevekkeltu, subhaneke ve bihamdike takabbel mini inneke ente’s-semiu’l-alim” (Allah’ın ismi ile başlarım. Hamd ona aittir. Allah’ım senin için oruç tuttum, rızkınla orucumu açtım, sana tevekkül ettim, hamd ile seni tesbih ederim. Orucumu kabul et, sen işiten ve bilensin.” diye dua buyurdu.(13)
Âlim sahabelerden Abdullah b. Amr (ra) iftar yapacağı zaman: “Allah’ım her şeyi kuşatan rahmetinden beni bağışlamanı istiyorum.” diye dua ederdi.(14)

Orucunu Hurma ile Açardıhurma ASR I SAADETTE İFTAR

Allah Resulü (sav) orucunu hurma ile açar, sahabelerine:
“Oruç tuttuğunuz zaman hurma ile açın! Çünkü hurma berekettir. Onu bulamazsanız su ile iftar edin! Su temizdir.” buyururdu.(15)
Yazın Allah Resulü’ne (sav) yaş hurma ve su getirilir, onları yer içer sonra namaz kılardı. Kışın ise kuru hurma yiyip su içtikten sonra namaz kılardı.(16)

İftara Gider, İftara Çağırırdı

İnsanları iftara çağırmaya teşvik eden Allah Resulü (sav): “Kim bir oruçluyu iftara çağırırsa, onun sevabı kadar sevap kazanır. Bu oruçlunun sevabından hiç bir şey eksiltmez.” buyururdu.(17)
Bir başka hadislerinde ise; “Kim Ramazan’da kazandığı helal rızık ile oruç tutan birini iftara çağırırsa, melekler ona Ramazan geceleri boyunca dua ederler. Cebrail (as) Kadir gecesi onunla kucaklaşır.(18)
Cebrail’in (as) kucaklaştığı kişinin kalbi incelir, gözyaşları fazlalaşır, buyurdu. Sahabelerden bir ayağı kalktı.
— Yâ Resûlallah! İkram edecek bir şeyi olmayanlar ne yapsınlar? Diye sordu. iftar ASR I SAADETTE İFTARAllah Resulü (sav):
— Bir lokma ekmek ikram etmek için bile olsa birini iftara çağırsınlar.
— Yanında o da yoksa?
— Bir avuç herhangi bir yiyecekle.
— O da yoksa?
— Bir parça süt ile.
— O da yoksa?
— Birazcık su ile.”(19)
Efendimiz bir konuşmasında sahabelere:
— Cennette içi dışından, dışı içinden görünen şeffaf bir oda vardır, buyurdu. Sahabeler:
— O kimin için olacak Ya Resûlallah? Diye sordular. Allah Resûlü (sav):
— Güzel söz söyleyen, misafire ikramda bulunan, oruca devam eden, insanlar uyurken namaz kılanlar için, buyurdu.(20)
Misafire ikramı çok seven Allah Resulü (sav), Ramazan geldiğinde her konuda olduğu gibi bu konuda da daha hassas olurdu. Ashab-ı Suffe’yi gözetmeye özen gösteren Efendimiz, Ramazan’da onlar için adeta teyakkuza geçer, kendisi iftara çağırmakla kalmaz, sahabelerini onları birer ikişer iftara çağırmak için sürekli teşvik ederdi.

Sahabelerinin Fakirlerini Gözetirdi

Suffe öğrencilerinden Vâsile b. Eska anlatıyor:
“Ramazan aylarından birinde Suffe’de bulunuyordum. Sahabeler bizi aralarında bölüştürerek misafir ederlerdi. İftara yakın yanımıza gelir, bizi birer ikişer iftara alıp evlerine götürür, yemek ikram ederlerdi. Ramazanın ilerleyen günlerinde bir akşam nasılsa hiç kimse bizi iftara götürmedi. Ertesi gün aç karnına oruç tuttuk. İkinci akşam yine gelen olmadı. Açlıktan bitap düşünce Allah Resulü’ne (sav) giderek durumumuzu anlattık. Halimize çok üzülen Allah Resulü (sav) tek tek bütün eşlerinin evine haber göndererek, evde yiyecek olup olmadığını sordurdu. Eşleri yemin ederek, yiyecek hiçbir şey olmadığını hatta dün kendilerinden hiç birinin evlerinde bir lokma dahi yemediğini söylediler. Allah Resulü (sav) bize:
— Toplanın! Buyurdu. Bir araya toplanınca: “Allah’ım! Senin fazlın ve rahmetinden istiyoruz. Her şey senin elindedir. Senden başkasının hiçbir şeye gücü yetmez.” buyurarak bizim için dua etti. Çok geçmeden bir adam Allah Resulü’nün (sav) huzuruna girmek için izin istedi. İçeri girdiğinde kızarmış bir koyun ve ekmek getirdiğini gördük. Allah Resulü (sav) koyunu bizim önümüze koymasını istedi. Adam koyunu bize verince, oturup doyana kadar yedik. Hz. Peygamber (sav) bize dönerek:
“Allah’ın fazlı ve rahmetinden istedik. Zira o rahmetini katında bizim için saklamıştır’ buyurdu.”(21)
Bir başka gün arkadaşlarım yine iyice acıkmıştı. Bana:
— Ey Vâsile! Allah Resulü’nün (sav) yanına git. Bizim için ondan yiyecek iste, dediler. Denileni yapıp eve gittim. İzin isteyip içeri girdim.
— Ya Resûlallah! Suffe ashabı, çok aç! Bunun için beni sana gönderdiler, dedim. Allah Resûlü (sav) eşi Hz. Âişe’ye:
— Yanında yiyecek bir şey var mı? Diye sordu. Hz. Âişe:
— Yâ Resûlallah! Yanımda sadece birazcık ekmek biraz da süt var, dedi. O:
— Onu bana getir! Buyurdu. Hz. Âişe ekmek parçasını getirip verdi. Allah Resûlü (sav) bir tane yemek kabı isteyerek, ekmeği kabın içine ufaladı. Sonra sütü ekmeğin üzerine döktü. Onları karıştırarak tirit yemeği yaptı. Yemek bereketlenerek, tencereyi doldurdu. Allah Resûlü (sav) bana döndü:
— Ey Vâsile! Gidip bana on arkadaşını getir, buyurdu. Hemen oradan ayrılıp hızla arkadaşlarımın yanına gittim. On kişiyi alıp götürdüm. Allah Resulü (sav):
— Oturun! Buyurdu. Arkadaşlarımız oturunca, Efendimiz:
— Bismillah, diyerek yemeye başlayın. Yemeğin kenarından alın, üstünden almayın. Çünkü bereket yemeğin üzerine iner. Doyuncaya kadar yiyin! Buyurdu.
Arkadaşlarım doyuncaya kadar yedikten sonra oradan ayrıldılar. Onlar kalktıklarında yemekten hiçbir şey eksilmemiş gibiydi. Allah Resûlü (sav) yemeği eli ile düzeltti. O dokununca yemek bereketlenerek kabı doldurdu. Bana yine:
— Ey Vâsile! Git on kişi daha alıp gel! Buyurdu. Arkadaşlar gelince:
— Oturun yeyin, buyurdu. Arkadaşlar sofraya oturup, doyuncaya kadaryemek ASR I SAADETTE İFTAR yediler. Kalktıklarında tenceredeki yemek aynen duruyordu. Allah Resûlü (sav) bana döndü.
— Başka kimse kaldı mı?
— Evet, on kişi daha kaldı.
— Onlar da gelsinler, buyurdu. Onlar da gelip yedi ve doydular. Son gurup kalkınca, tenceredeki yemek aynen duruyordu. Allah Resulü (sav):
— Ey Vâsile! Kalan yemeği Âişe’ye götür, buyurdu.”(22)

Davetlere İcabet Ederdi

Zaman zaman sahabeler Allah Resulü’nü (sav) iftara çağırır, Allah Resulü (sav) onları reddetmeyip davetlerine icabet ederdi. Abdullah b. Zübeyr (ra) anlatıyor: “Sad b. Muaz, Allah Resûlü’nü (sav) iftara davet etti. İftarını Sad’ın yanında yapan Allah Resûlü (sav) yemekten sonra:
“Eftara indeküm es-saimune ve ekele taameküm el-ebrar ve sallet aleyküm el-melaiketu” (Oruçlular sofranızda iftar etsin, yemeğinizi iyi insanlar yesin, melekler size salât etsin!) diye dua buyurdu.”(23)

Biri Yanınızda Oruç Yiyebilir mi?

Oruç tutmanın sayılamayacak kadar çok faydası olduğu şüphe götürmeyecek bir gerçektir. Oruç tutuğumuzda samimiyetimiz ve birikimimiz doğrultusunda bu nimetlerden istifa ederiz. Bunun için biri Ramazanda yanımızda oruç yediği zaman onun adına üzülürüz. Yemek arzumuzu harekete geçirdiği için kızar mıyız? Hayır, bilakis seviniriz. Çünkü Allah Resûlü (sav): “Oruçlu birinin yanında yemek yendiğinde, melekler oruç tutan kişiye salat ederler.” buyurmaktadır.(24)
Asr-ı Saadette tüm Müslümanlar oruç tuttukları için Ramazan’da bu tür tablolara rastlanmazdı. Ramazan’ın dışında nafile oruçlarda, biri oruçlu iken bir başkasının yemek yediği zamanlar oluyordu. Ümmü Ammare binti Kab anlatıyor: “Bir gün Allah Resûlü (sav) bizim ziyaretimize gelmişti. Oturunca yemek hazırlayıp götürdüm. Bana:
— Gel sen de ye! Buyurdu. Ben:
— Orucum, dedim. Allah Resulü (sav):
— Oruçlu birinin yanında yemek yenildiğinde, yemek bitinceye kadar melekler ona salat ederler (günahlarının bağışlanması için dua ederler) buyurdu.”(25)
Süleyman b. Büreyde anlatıyor: “Bir gün Hz. Peygamber yemek yerken Bilal-i Habeşî huzura girdi. Allah Resulü (sav) ona:
— Buyur yemek ye! Buyurdu. O:
— Orucum yâ Resulullah! Dedi. O:
— Biz de rızkımızı yiyoruz. Bilal’in yemediği rızkının karşılığı ona cennette verilecektir. Biliyor musun Ey Bilal! Oruçlunun kemikleri bile zikreder. Biri oruçlunun yanında yemek yediğinde melekler onun affedilmesi için dua ederler.”(26)

Ramazana Hürmet Eden Mecusi

Bir Ramazan günü idi. Müslüman mahallesinde oturmakta olan bir mecusi’nin saadet ASR I SAADETTE İFTARçocuğu daha müslümanların ne yaptığını idrak edecek çağa gelmediği için oruçlu müslümanların arasında ekmek yiyordu. Hemen babası, çocuğun bu halini farketti: ‘Oğlum Müslümanların Arasında yemek yenir mi? Onlar bu günlerde oruç tutarlar, onlarca bu günler muhterem günlerdir.’ diyerek çocuğu azarladı ve eve gönderdi.
Her fâninin başına gelen ölüm , bir gün onu da alıp götürdü. Ölümünden sonra o şehrin dinde ileri gelen zevatından bir çoğu , mecusiyi rüyalarında Cennet-i âlâ da gördüler. Halbuki, hayatında ateşe Allah diye ibadet eden bir kimsenin, Cennete girmesi adl-i ilahiye muğayırdı. Mecusiye: ‘Nasıl oldu da bu nimete eriştin! Biz seni imansız bilirdik. Hatta öldüğün zaman, cenaze namazını bile kılmadık.’ dediklerinde O, şu cevabı verdi:
- Evet! Doğru söylüyorsunuz. Ben bir mecusi idim. Fakat bir gün küçük oğlum, müslüman mahallesinde , onlar oruçlu olduğu halde yemek yiyordu. Ben çocuğun onların gözleri önünde ekmek yemesine müsade etmedim. Müslümanların hürmet ettiği bir şeye, ben de hürmet ettiğim için Cenab-ı Allah, benim ruhumu müslüman olarak aldı. Ölüm anında Azrail (a.s.) geldiği zaman, Allah (c.c.) ona emretti. Evvela bana: ‘Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resûlühü’ dedirtti, ondan sonra canımı aldı. O sebepten ben, işte bu gördüğünüz nimete kavuştum, dedi.

İLKBAHAR ENSON4 114x148 ASR I SAADETTE İFTAR

KADİOGLU

GEBELİK ORUÇ TUTMAYA UYGUN DEĞİL

Bu Yazı Toplam 344 defa okunmuş ve 0 adet yorum yapılmıştır.

Ramazan ayında oruç tutmanın gebelikle ilişkisi hakkında Özel Yıldızlıgüven Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Asiye Semra Kadıoğlu bilgi verdi.

Kadıoğlu, “ Gebelik ve emzirme kadının hayatında beslenmenin öneminin arttığı bir dönemdir. Gebelik ve oruç ilişkisi ile ilgili, bilimsel veriler eksik olmasına karşın hamilelik süresince kan şekerinin düşme eğilimin artmış olması ve annenin karnındaki bebeğin ihtiyaçlarının gün geçtikçe artması nedeniyle, gebelik ve emzirme dönemi oruç tutmak için uygun bir dönem olarak kabul edilmemektedir” dedi.

Beyin fonksiyonları bozulabilir

Ancak Müslüman ülkelerde, hamile iken oruç tutan birçok anne adayı olduğunu ve bu dönemi bir sorun yaşamadan atlattığını belirten Kadıoğlu, “Ancak oruçla birlikte düşen kan şekerine bir tepki olarak oluşan yağ hücresi yıkımı ve devamında kanda biriken keton adlı maddelerin, anne karnındaki bebeğe geçtiğinde onun beyinsel gelişimini nasıl etkileyeceği tam olarak araştırılmış bir konu değildir.

1995 yılında American Journal of Obstetrics and Gynecology dergisinde Rizzo ve arkadaşları tarafından yayınlanan bir çalışmada, kontrol edilemeyen diyabet ve uzun süreli açlık gibi durumlarda kanda oluşan yüksek keton oranlarının ileride bebeklerin beyin ve psikolojik fonksiyonlarında bozukluğa neden olduğu gösterilmiştir” dedi.

oruc

ORUÇ YASAKLANDI

Bu Yazı Toplam 348 defa okunmuş ve 0 adet yorum yapılmıştır.

Pekin yönetiminin Müslümanların çoğunlukta olduğu 9 milyon nüfuslu Şincan Uygur Özerk Bölgesi’ne yönelik baskılarına bir yenisi daha eklendi.

Çin Şincan-Uygur özerk bölgesinde devlet memurları ve öğrencilerin Ramazan’da oruç tutması yasaklandı. Yasaklama genelgesi bölge yönetiminin internet sitesinde yayımlandı.

Genelgede, “Komünist Parti kadrolarının, devlet memurlarının (emekliler dahil) ve öğrencilerin Ramazan ayına özgü dini faaliyetlerde bulunması yasaklanmıştır” denildi.

Genelgede yasakların “Ramazan boyunca toplumsal istikrarın sağlanması amacıyla getirildiği” ileri sürüldü.

Camiye giremezler

Uygur halkına getirilen “Ramazan kısıtlamaları” kapsamında öğrencilerin Ramazan boyunca camiye gitmeleri de yasaklanırken, fitre ve zekât verilmesinin önü de kesildi.

Genelgede ayrıca, Komünist Parti liderlerinden, Ramazan boyunca yemek yemelerinin sağlanması için yerel yönetim liderlerine yiyecek “hediye” etmeleri istendi.

manset

ORUÇ KİMLERE FARZDIR?

Bu Yazı Toplam 517 defa okunmuş ve 0 adet yorum yapılmıştır.

1- Oruç; akil, baliğ, mukîm olan ve gücü yeten her müslümana farzdır.

2- Kafir’e oruç farz olmadığı gibi müslüman olunca da kaza etmesi gerekmez.

3- Baliğ olmamış çocuğa oruç farz değildir. Ancak alışması için oruç tutması tavsiye edilir.

4- Deliye oruç farz değildir. Çünkü ona mükellefiyet yoktur. Yetişkin de olsa bunun için fidye verip yemek yedirmesi gerekmez.

Hayatı kavrama ehliyetine sahip olmayan akıl hastasına, unutkanlığa mübtelâ olmuş çok yaşlı ihtiyarlara da oruç farz değildir.

5- Hasta olan bir kimse, iyileştiğinde orucunu kaza eder. Müzmin bir hastalık yüzünden oruç tutamayan kimse, çok yaşlı hastalığı hiç iyi olmayan bir hasta gibidir. Bunlar her gün bir fakire yemek yedirirler.

6- Hâmile ve emzikli kadınlar; hâmileliklerinden, çocuğu emzirememekten veya çocuğun sağlığından korkarlarsa, oruç tutmayıp sonradan kaza ederler.

7- Hayızlı ve nifaslı olan kadınlar, bu esnada oruç tutmayıp daha sonra kaza ederler.

8- Suda boğulma ve ateşte yanma tehlikesinde bulunan birini kurtarmak için, gerekirse oruç bozularak bunlar kurtarılır. Bu durumda da oruç kaza edilir.

9- Yolcu dilerse oruç tutar, dilemezse tutmaz. Bu yolculuk ister umre gibi bir defalık olsun, isterse nakliyecilik gibi devamlı olsun, kendi beldelerinde bulunmadıkça oruç tutmayabilirler. Daha sonra, tutmadıkları gün sayısınca orucu kaza ederler. cami ORUÇ KİMLERE FARZDIR?

Orucun Ahkâmı

Farz olan oruçlarda şafak sökmeden niyet etmek farzdır. Allah Resûlü Sallallahu Aleyhi Vesellem, ‘Fecirden önce oruca niyetlenmiyenin orucu yoktur’  buyurmaktadır. Yine ‘Oruca geceden niyetlenmeyen kimsenin orucu yoktur’ buyurmaktadır.[35]

Niyetin yeri kalptir. Allah Rasulü Sallallahu Aleyhi Vesellem ve Ashab’ından niyetlerini dil ile söyledikleri asla nakledilmemiştir.

Namaz Kılmayanın Oruç Tutması:

Oruç tuttuğu halde namaz kılmayan kişi, İslamda Tevhidden sonra en önemli bir rüknü terketmiştir. Kişi namazı terkettiği sürece orucunun faydasını göremez. Çünkü namaz kılınmadığında dinin direği yıkılmış olur.

Namazı terkedenin küfür ve mürtedliğinden korkulur. Bu durumda tüm amelleri boşa namaz ORUÇ KİMLERE FARZDIR?çıkar. Allah Resûlü Sallallahu Aleyhi Vesellem, ‘Onlarla (münafıklarla) aramızdaki ahid namazdır. Kim, namazı terkederse kafir olmuştur’ buyurmaktadır.[63]

‘Küfür’ ifadesiyle bazı alimler her ne kadar ‘dinden çıkma’ kasdedilmemiştir deseler de; durumun tehlikesinin anlaşılması açısından bu netice de gözden ırak tutulmamalıdır. Ancak namaz veya diğer ibâdetleri, küçümseyip isteyerek ve bilerek ısrarla terk etmek ittifakla insanı dinden çıkarır.

iftar

İftara acele etmek: İftara acele etmek Allah Rasûlü Sallallahu Aleyhi Vesellem’in sünnetlerindendir. Bunda yahudi ve hıristiyan milleti’ne muhalefet vardır. Çünkü Onlar iftarlarını yıldızlar parlayıncaya kadar geciktirirlerdi. Allah Resûlü Sallallahu Aleyhi Vesellem, ‘İnsanlar, iftar için acele ettikleri sürece hayır içerisindedirler’ buyurmaktadır.

Yine Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem şöyle buyurur,

‘Ümmetim, iftarlarında yıldızların çıkmasını beklemedikçe benim sünnetim üzeredirler’

Akşam Namazından Önce İftar Etmek: Enes Radıyallahu anh şöyle der, ‘Allah Rasûlü Sallallahu Aleyhi Vesellem, namaz kılmadan önce yaş hurmayla iftar ederdi. Bu olmazsa kuru hurma ile iftar eder, o da olmazsa birkaç yudumluk suyla iftar ederdi’

İftar duâsı: İftar esnasında duâ etmek Sünnettir. Allah Resûlü Sallallahu Aleyhi Vesellem: ‘Oruç’lunun iftar ânındaki duası icâbet edilen bir duadır’  buyurur.

Sallallahu Aleyhi Vesellem, iftardan önce, ‘Allahım! Senin rızan için oruç tuttum, senin rızkın ile orucumu açıyorum’ İftardan sonra da şöyle dua ederdi, ‘Susuzluk gitti, damarlar ıslandı, ecir de hak oldu inşâallaherek ve bilerek ısrarla terk etmek ittifakla insanı dinden çıkarır.

KARAL

İLK KEZ BİR VEKİL GELDİ

Bu Yazı Toplam 115 defa okunmuş ve 0 adet yorum yapılmıştır.

Rize Milletvekili Hasan Karal ve Ak Parti Rize İl Yönetim Kurulu Üyeleri, Ramazan ayının dokuzuncu gününde Rize İşitme Engelliler Derneğinin konuğu olarak oruç açtılar.

1984 yılında kurulan ve kurulduğu tarihten bu yana hiçbir Milletvekilinin kendilerini ziyarete gelmediğinin altını çizen Rize İşitme Engelliler Derneği Fahri Başkanı Kemal
Toprak, “Kuruluşumuzdan bu yana bir Milletvekilinin gelmesini bekledim ama gelmedi.

Bizi burada ziyaret eden ilk milletvekilimizsiniz. Davetimizi Kırmadığınız için çok teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu.

İşitme engelli vatandaşlar ile beraber orucunu açan Ak Parti Rize Milletvekili Hasan Karal, yemek programının ardından vatandaşların sorunlarını dinleyerek çözüm yollarını masaya yatırırken, “Benim de engelli bir çocuğum var. Bu yüzden sizleri çok iyi anlıyorum. Şunu söylemek isterim ki, bu akşam burada olmaktan son derece memnun oldum.

Sizlerle birlikte iftar yapmak beni çok mutlu etti. Bu benim şimdiye kadar yaptığım en güzel iftar oldu” dedi.

BLAZ

İFTAR SONRASI PLAJ

Bu Yazı Toplam 133 defa okunmuş ve 0 adet yorum yapılmıştır.
Etiketler: , ,

Aşırı sıcaklardan bunalan Rizeliler iftar saati gelip oruçlarını açtıktan sonra karanlığa aldırmadan serinlemek için plajlara akın ediyor.

Rize’de son yılların en sıcak günleri yaşanıyor. Hava sıcaklığı 35 dereceyi bulurken nem oranı ise yüzde 95′lere ulaştı. Gün içerisinde oruçlu oldukları için denize girmeyi tercih etmeyen çok sayıda kişi iftar saati gelip oruçlarını açtıktan sonra serinlemek için plaja koşuyor. Kimi aileler ise Rize Belediyesi Alipaşa Mevkiinde tarafından yapılan sosyal tesis ve plajda iftarını açıyor. Orucunu açtıktan sonra ise denize girip serinliyor.

Plaj gecede kullanılabilmesi için Rize Belediyesi tarafından ışıklandırıldı. Rize Belediye Başkanı Halil Bakırcı, Rize’de şu günlere kadar bir plaj bulunmadığını belirterek, “Bu önemli eksikliği gidermek için bu mevkiide bir plaj oluşturma kararı aldık. Çalışmalarımıza başladık. Bu plajı önümüzdeki yıl hizmete açmayı düşünüyorduk. Ancak havaların aşırı sıcak olması ile sabırsız vatandaşlarımız plajı bizden önce açtılar. Karanlığa rağmen yüzlerce kişi buraya gelerek denize giriyor” dedi.

fazilet

RAMAZAN AYININ FAZİLETİ

Bu Yazı Toplam 158 defa okunmuş ve 0 adet yorum yapılmıştır.

Mübarek Ramazan ayı, çok şereflidir. Bu ayda yapılan, nafile namaz, zikir, sadaka ve bütün nafile ibadetlere verilen sevap, başka aylarda yapılan farzlar gibidir.

Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir. Bu ayda bir oruçluya iftar verenin günahları affolur. Cehennemden azat olur. O oruçlunun sevabı kadar, ayrıca buna da sevap verilir. O oruçlunun sevabı hiç azalmaz.

Bu ayda, emri altında bulunanların, işlerini hafifleten, onların ibadet etmelerine kolaylık gösteren âmirler de affolur, Cehennemden azat olur. Ramazan-ı şerif ayında, Resulullah, esirleri azat eder, her istenilen şeyi verirdi. Bu ayda ibadet ve iyi iş yapabilenlere, bütün sene bu işleri yapmak nasip olur. Bu aya saygısızlık edenin, günah işleyenin bütün senesi, günah işlemekle geçer.

Bu ayı fırsat bilmeli, elden geldiği kadar ibadet etmelidir. Allahü teâlânın razı olduğu işleri yapmalıdır. Bu ayı, ahireti kazanmak için fırsat bilmelidir.

Kur’an-ı kerim, Ramazanda indi. Kadir gecesi, bu aydadır. Ramazan-ı şerifte, iftarı erken yapmak, sahuru geç yapmak sünnettir. Resulullah bu iki sünneti yapmaya çok önem verirdi.

İftarda acele etmek ve sahuru geciktirmek, belki insanın aczini, yiyip içmeye ve dolayısıyla her şeye muhtaç olduğunu göstermektedir. İbadet etmek de zaten bu demektir.

Hurma ile iftar etmek sünnettir. İftar edince, (Zehebez-zama’ vebtellet-il uruk ve sebet-el-ecr inşaallahü teâlâ) duasını okumak, teravih kılmak ve hatim okumak önemli sünnettir.

Bu ayda, her gece, Cehenneme girmesi gereken, binlerce Müslüman affolur, azat olur. Bu ayda, Cennet kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır. Şeytanlar, zincirlere bağlanır. Rahmet kapıları açılır. Allahü teâlâ, bu mübarek ayda Onun şanına yakışacak, kulluk yapmayı ve Rabbimizin razı olduğu, beğendiği yolda bulunmayı, hepimize nasip eylesin! Âmin. (Mektubat ,1.c. 45.m.)

Açıktan oruç yiyen, bu aya hürmet etmemiş olur. Namaz kılmayanın da, oruç tutması ve haramlardan kaçınması gerekir. Bunların orucu kabul olur ve imanları olduğu anlaşılır.

Ramazan-ı şerifte, oruç tutmak çok sevaptır. Özürsüz oruç tutmamak büyük günahtır. Hadis-i şerifte, (Özürsüz, Ramazanda bir gün oruç tutmayan, bunun yerine bütün yıl boyu oruç tutsa, Ramazandaki o bir günkü sevaba kavuşamaz) buyuruldu. [Tirmizi]

(Ama dini bir mazeret varsa oruç tutmamak günah olmaz.)

Ramazanda oruç tutmak hakkındaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyle:

(Ramazan ayı mübarek bir aydır. Allahü teâlâ, size ramazan orucunu farz kıldı. O ayda rahmet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır, şeytanlar bağlanır. O ayda bir gece vardır ki, bin aydan daha kıymetlidir. O gecenin [Kadir gecesinin] hayrından mahrum kalan, her hayırdan mahrum kalmış sayılır.) [Nesai]

(Ramazan ayında oruç tutmayı farz bilip, sevabını da Allahü teâlâdan bekleyerek oruç tutanın günahları affolur.) [Buhari]

(Ramazan ayı gelince, “Ey hayır ehli, hayra koş! Şer ehli, sen de kötülüklerden el çek” denir.) [Nesai]

(Ramazan bereket ayıdır. Allahü teâlâ bu ayda, günahları bağışlar, duaları kabul eder. Bu ayın hakkını gözetin! Ancak Cehenneme gidecek olan, bu ayda rahmetten mahrum kalır.) [Taberani]

(Ramazan-ı şerif ayı geldiği zaman, Allahü teâlâ meleklere, müminlere istiğfar etmelerini emreder.) [Deylemi]

(Farz namaz, sonraki namaza kadar; Cuma, sonraki Cumaya kadar; ramazan ayı, sonraki ramazana kadar olan günahlara kefaret olur.) [Taberani]

(Peş peşe üç gün oruç tutabilenin, Ramazan orucunu tutması gerekir.) [Ebu Nuaym]

(Ramazan orucu farz, teravih sünnettir. Bu ayda oruç tutup, gecelerini de ibadetle geçirenin günahları affolur.) [Nesai]

(Bu aya ramazan denmesinin sebebi, günahları yakıp erittiği içindir.) [İ. Mansur]

(Ramazan ayında ailenizin nafakasını geniş tutunuz! Bu ayda yapılan harcama, Allah yolunda yapılan harcama gibi sevaptır.) [İbni Ebiddünya]

(Ramazan ayının başı rahmet, ortası mağfiret, sonuysa Cehennemden kurtuluştur.) [İ. Ebiddünya]

(İslam, kelime-i şehadet getirmek, namaz kılmak, zekât vermek, Ramazan orucunu tutmak ve haccetmektir.) [Müslim]

Ramazan Bayramı Mubarek Ola

Hey islam alemi ömür bitiyor
Ramazan bayramı mubarek ola
Gelen aylar canlar bir bir gidiyor
Ramazan bayramı mubarek ola

Orucu tuttunuz namaz kıldınız
Hepisinin sevabını aldınız
Döne döne dost bayrama geldiniz
Ramazan bayramı mubarek ola

Barışsın küsülü kalmasın canlar
Küsülü olamaz can müslümanlar
Yarın boş kalacak saraylar hanlar
Ramazan bayramı mubarek ola

İnsanın üstünde borçlar kalmıyor
Bir işi yapmadan yaptım olmuyor
Bazen insan hiç kendini bilmiyor
Ramazan bayramı mubarek ola

Tutanla tutmayan bir oldu gitti
Bir aylık ramazan tükendi bitti
İkiside bir olup bayramlar etti
Ramazan bayramı mubarek ola

Hüseyin’im hiç kalmasın küsülü
Sabaha çıkamayız insanlık hali
Dile sahip sıkın kırman gönülü
Ramazan bayramı mubarek ola…Hüseyin Parlakdemir

oruc

ORUÇ FİDYESİ NE DEMEKTİR?

Bu Yazı Toplam 306 defa okunmuş ve 0 adet yorum yapılmıştır.

Fidye, bazı ibadetlerin eda edilmemesi ya da edası sırasında birtakım kusurların işlenmesi hâlinde ödenen dinî-malî yükümlülüktür. İbadetlerle ilgili fidye, oruç ve hacda söz konusudur.

İhtiyarlık ve şifa ümidi olmayan bir hastalık sebebiyle oruç tutamayan ve daha sonra da kaza etmesi mümkün olmayan kimse, oruç tutamadığı her güne karşılık bir fidye öder. Kur’an-ı Kerim’de, “Oruç tutmaya güç yetiremeyenler, bir fakir doyumu kadar fidye öder.” (Bakara, 2/184) buyurulmaktadır. Bir fidye miktarı, bir sadaka-i fıtır miktarıdır. Sadaka-i fıtır ise bir kişiyi bir gün için doyuracak yiyecek veya bunun para olarak karşılığıdır. Fidye vermek durumunda olan fakat buna maddi imkânı el vermeyen kimse Allah’tan af diler. Günler uzun olduğu için oruç tutamayan hasta ya da yaşlılar, kısa günlerde oruç tutabilirlerse tutamadıkları orucu kısa günlerde kaza etmeleri gerekir. Bu durumda olan kimselerin vermiş oldukları fidyeler sadaka sayılır. Oruç fidyeleri, Ramazan ayının sonunda toptan verilebileceği gibi, Ramazan ayı içinde günlük olarak veya Ramazan ayı başında da verilebilir.

Diyanet İşleri Başkanlığının web sitesinde Din İşleri Yüksek Kurulu tarafından hazırlanan “Dini Soruları Cevaplandırma Platformu”nda yer alan fetvalara göre oruçla ilgili en çok merak edilen diğer konular ise şöyle:

Orucu bozan şeyler nelerdir?

Orucun temel unsuru ve anlamı, yeme, içme ve cinsel ilişkiden uzak durmak, nefsi bunlardan mahrum bırakmak olduğu için, oruçlu iken bunlar ve bu anlama gelecek davranışlar orucu bozar. Yemek ve içmek, yenilip içilmesi mûtat olan her şeyi kapsamı içine alır. Sigara, nargile gibi keyif veren tütün kökenli dumanlı maddeler ile uyuşturucular ve tiryakilik gereği alınan tüm maddeler oruç yasakları kapsamına girer. Her ne sebeple olursa olsun,ağızdan alınan ilâçlar da aynı hükme tabidir.

Göz damlası orucu bozar mı?

Uzman göz doktorlarından alınan bilgilere göre, göze damlatılan ilaç miktar olarak çok az (1 mililitrenin 1/20’si olan 50 mikrolitre) olup bunun bir kısmı gözün kırpılmasıyla dışarıya atılmakta, bir kısmı gözde, göz ile burun boşluğunu birleştiren kanallarda ve mukozasında mesamat yolu ile emilerek vücuda alınmaktadır. Damlanın yok denilebilecek kadar çok az bir kısmının, sindirim kanalına ulaşma ihtimali bulunmaktadır. Bu bilgiler, değerlendirildiğinde, göz damlası orucu bozmaz.

Yıkanmak orucu bozar mı?

Ağız ve burnundan su girip sindirim cihazına ulaşmadıkça oruçlu kimsenin yıkanması orucuna zarar vermez. Nitekim Hz. Aişe ve Ümmü Seleme validemiz Hz. Peygamber’in Ramazan’da imsaktan sonra yıkandıklarını haber vermişlerdir. Bu itibarla, ağız ve burnundan su kaçırmamak şartıyla oruçlu kişi yıkanabileceği gibi, havuz veya denize de girebilir. Ancak yüzme esnasında su yutmaktan kaçınmak zor olduğu için ihtiyatlı davranmak uygun olur.

Nikotin bandı orucu bozar mı?

Kural olarak orucu bozan şeyler, vücuda normal yollarla giren maddeler ve cinsel ilişkidir. Vücuda sürülen yağ, merhem ve benzeri şeyler deri üzerindeki gözenekler ve deri altındaki kılcal damarlar yoluyla emilerek kana karışmaktadır. Ancak cildin bu emişi, çok az ve yavaş olmaktadır. Diğer taraftan bu işlem yeme, içme ve
beslenme anlamına da gelmemektedir. Bu itibarla, deri üzerine sürülen merhem, yapıştırılan ilaçlı bantlar orucu bozmaz. Bu açıdan sigarayı bırakmak isteyenlerin kullandığı nikotin bantları da orucu bozmaz.

Oruçlu kimse diş tedavisi yaptırabilir mi?

Orucun bozulması için yeme, içme ve cinsel ilişki ya da bu anlamları ifade eden bir fiilin işlenmesi gerekir. Bu sebeple sırf dış tedavisi sebebi ile oruç bozulmaz. Tedavinin ağrısız gerçekleşmesi için yapılan enjeksiyonlar da beslenme amacı taşımadığı için orucu bozmazlar. Ancak tedavi sırasında yapılan başka işlemler sebebi ile -mesela ağız su ile çalkalanırken- boğaza su, kan veya tedavide kullanılan maddelerden biri kaçarsa oruç bozulur ve kaza edilmesi gerekir.

Dış fırçalamak orucu bozar mı?

Boğaza su kaçırmadan ağzı su ile çalkalamak orucu bozmadığı gibi diş fırçalamakla da oruç bozulmaz. Bununla birlikte, diş macununun, misvak parçalarının veya suyun boğaza kaçması halinde oruç bozulur. Orucun bozulma ihtimali dikkate alınarak, dişlerin imsakten önce ve iftardan sonra fırçalanması uygun olur.

Sakız çiğnemek orucu bozar mı?

Günümüzde üretilen sakızlarda, ağızda çözülen katkı maddeleri bulunduğundan, ne kadar itina edilirse edilsin bunların yutulmasından kaçınılması mümkün değildir. Bu sebeple bu tür sakız çiğnemek orucu bozar. Ancak “kenger sakızı” gibi katkısı bulunmayan sakızlarla daha önce çiğnenmiş olup içinde hiç katkı maddesi kalmamış olan ve çiğnendiğinde hiçbir eksikliğe uğramayan sakızların çiğnenmesi orucu bozmaz. Bununla birlikte, oruçlu iken butür sakızları çiğnemek mekruhtur.

ekrem-algun

RAMAZAN’DA SAĞLIK UYARISI

Bu Yazı Toplam 189 defa okunmuş ve 0 adet yorum yapılmıştır.
Etiketler: , ,

Trabzon Kanuni Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Ekrem Algün, oruç tutmanın diyet yerine geçmeyeceğini ve sadece zayıflamak için oruç tutulamayacağını açıkladı

Trabzon Kanuni Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Ekrem Algün, insanların oruç tutarken kilo vermediklerini tam tersine kilo aldıklarını belirterek “Uzun süre aç kalan kişi daha çok yemek yeme durumunda kalıyor. Bu nedenle insanlar oruç tutarken kilo vermez, tam tersine kilo alırlar. Bunun temel nedeni de uzun süre aç kalınmasının ardından daha fazla yemek yenilmesidir” dedi.

Yaklaşan Ramazan ayı öncesinde kronik rahatsızlığı bulunanların oruç tutup tutamayacakları ve sahura kalkılmadan oruç tutulması gibi konularda bazı tavsiyelerde bulunan İç Hastalıkları Endokrinoloji Metabolizma ve Beslenme Uzmanı Doç. Dr. Ekrem Algün, Ramazan’ın gelmesiyle oruç tutan bazı insanlarda, orucun diyet yerine geçtiği gibi yanlış bir kanaatin bulunduğunu söyledi.

Doç. Dr. Algün, oruç tutmanın diyet yerine geçmeyeceğini ve sadece zayıflamak için oruç tutulamayacağını ifade ederek “Biz zayıflama diyetlerinde hastalarımıza uzun süre aç kalmayı tavsiye etmiyoruz. Çünkü uzun süre aç kalan kişi daha çok yemek yeme durumunda kalıyor. Bu nedenle insanlar oruç tutarken kilo vermez, tam tersine kilo alırlar. Bunun temel nedeni de uzun süre aç kalınmasının ardından daha fazla yemek yenilmesidir. Yani zayıflamak için oruç tutulmaz” diye konuştu.

Oruç tutan kimsenin zayıflama ya da kilo alma gibi sorunlarla karşılaşması halinde bir doktora başvurması gerektiğine dikkat çeken Doç. Dr. Algün, şeker, tansiyon, kalp hastalıkları gibi kronik hastalığı bulunan ve oruç tutmak isteyen kişilerin de bir doktora danışmadan oruç tutmamasını istedi. Doç. Dr. Ekrem Algün, şeker hastalarının kan şekerini kontrol etmekte zorlandıkları için ani yükselme ve düşmeler meydana gelebileceğini kaydederek “Dolayısıyla şeker hastalarının sık yemek yemesi lazım.

Bu nedenle şeker hastalarının büyük kısmı oruç tutamıyor. Bu durumda oruç tutmaya çalışırlarsa kötüleşir ve komaya girerler. Ancak başlangıç kısmındaki ilaç kullanmayan hastalar, doktor kontrolünde olmak şartıyla oruç tutabilirler. Tansiyon hastaları da sürekli ilaç kullanmayı gerektirdiğinden doktor kontrolünde oruç tutmalılar” şeklinde konuştu.

ilkbahar

RAMAZAN AYI FAZİLETLERİ

Bu Yazı Toplam 518 defa okunmuş ve 0 adet yorum yapılmıştır.

Peygamber efendimiz (s.a.v.), Ramazan-ı şerifin fazileti hakkında buyuruyor ki:

6 RAMAZAN AYI FAZİLETLERİ(Ramazan ayı mübarek bir aydır. Allahü teâlâ, size Ramazan orucunu farz kıldı. O ayda rahmet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır, şeytanlar bağlanır. O ayda bir gece vardır ki, bin aydan daha kıymetlidir. O gecenin [Kadir gecesinin] hayrından mahrum kalan, her hayırdan mahrum kalmış sayılır.) [Nesai]

(Ramazan ayı gelince, “Hayır ehli, hayra koş, şer ehli, kötülüklerden el çek” denir.) [Nesai]

(Ramazan bereket ayıdır. Allah bu ayda, günahları bağışlar, duaları kabul eder.) [Taberani]

(Ramazan gelince, Allahü teâlâ meleklere, müminlere istiğfar etmelerini emreder.) [Deylemi]

(Farz namaz, sonraki namaza kadar; Cuma, sonraki Cumaya kadar; Ramazan ayı, sonraki Ramazana kadar olan günahlara kefaret olur.) [Taberani]

(Peş peşe üç gün oruç tutabilenin, Ramazan orucunu tutması gerekir.) [Ebu Nuaym]

(Bu aya Ramazan denmesinin sebebi, günahları yakıp erittiği içindir.) [İ.Mansur]

(Ramazanın başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ise, Cehennemden kurtuluştur.) [İ.Ebiddünya]

(İslam, kelime-i şahadet getirmek, namaz kılmak, zekat vermek, Ramazan orucunu tutmak ve haccetmektir.) [Müslim]

(Allahü teâlânın, gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve hiç kimsenin hayaline bile gelmeyen nimet dolu sofrası, ancak oruçlular içindir.) [Taberani]

İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki: 31 RAMAZAN AYI FAZİLETLERİ

Mübarek Ramazan ayı, çok şereflidir. Bu ayda yapılan, nafile namaz, zikir, sadaka ve bütün nafile ibadetlere verilen sevap, başka aylarda yapılan farzlar gibidir. Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir. Bu ayda bir oruçluya iftar verenin günahları affolur. Cehennemden azat olur. O oruçlunun sevabı kadar, ayrıca buna da sevap verilir. O oruçlunun sevabı hiç azalmaz.

Bu ayda, emri altında bulunanların, işlerini hafifleten, onların ibadet etmelerine kolaylık gösteren âmirler de affolur, Cehennemden azat olur. Ramazan-ı şerif ayında, Resulullah, esirleri azat eder, her istenilen şeyi verirdi. Bu ayda ibadet ve iyi iş yapabilenlere, bütün sene bu işleri yapmak nasip olur.

Bu aya saygısızlık edenin, günah işleyenin bütün senesi, günah işlemekle geçer.

Bu ayı fırsat bilmeli, elden geldiği kadar ibadet etmelidir. Allahü teâlânın razı olduğu işleri yapmalıdır. Bu ayı, ahireti kazanmak için fırsat bilmelidir.

Kur’an-ı kerim Ramazanda indi. Kadir gecesi bu aydadır. Ramazan-ı şerifte iftarı erken yapmak, sahuru geç yapmak sünnettir. Resulullah bu iki sünneti yapmaya çok önem verirdi.

İftarda acele etmek ve sahuru geciktirmek, belki insanın aczini, yiyip içmeye ve dolayısıyla her şeye muhtaç olduğunu göstermektedir. İbadet etmek de zaten bu demektir.

Hurma ile iftar etmek sünnettir. İftar edince, (Zehebez-zama’ vebtellet-il uruk ve sebet-el-ecr inşaallahü teâlâ) duasını okumak, teravih kılmak ve hatim okumak önemli sünnettir.

Bu ayda, her gece, Cehenneme girmesi gereken, binlerce Müslüman affolur, azat olur.

Bu ayda, Cennet kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır. Şeytanlar, zincirlere bağlanır. Rahmet kapıları açılır. Allahü teâlâ, bu mübarek ayda Onun şanına yakışacak, kulluk yapmayı ve Rabbimizin razı olduğu, beğendiği yolda bulunmayı, hepimize nasip eylesin!

Açıktan oruç yiyen, bu aya hürmet etmemiş olur. Namaz kılmayanın da, oruç tutması ve haramlardan kaçınması gerekir. Bunların orucu kabul olur ve imanları olduğu anlaşılır.

Ramazanda oruç tutmak hakkındaki hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:

(Ramazan orucu farz, teravih namazı ise sünnettir. Bu ayda oruç tutup, gecelerini de ibadetle geçirenin günahları affolur.) [Nesai]

(Ramazan orucunu farz bilip, sevap bekleyerek oruç tutanın günahları affolur.) [Buhari]

(Ramazan orucunu tutup ölen mümin, Cennete girer.) [Deylemi]

(Ramazan bereket ayıdır. Allah bu ayda, günahları bağışlar, duaları kabul eder. Bu ayın hakkını gözetin! Ancak Cehenneme gidecek olan, bu ayda rahmetten mahrum kalır.) [Taberani]

(Ramazan ayında ailenizin nafakasını geniş tutun! Bu ayda yapılan harcama, Allah yolunda yapılan harcama gibi sevaptır.) [İbni Ebiddünya]

(Oruçlunun susması tesbih, uykusu ibadet, duası makbul, ameli de çok sevaptır.) [Deylemi]

(Oruçlu iken çirkin konuşmayın! Birisi size sataşırsa, “Ben oruçluyum” deyin!) [Buhari]

Ramazan-ı şerifte, oruç tutmak çok sevaptır. Özürsüz oruç tutmamak büyük günahtır. Hadis-i şerifte, (Özürsüz, Ramazanda bir gün oruç tutmayan, bunun yerine bütün yıl boyu oruç tutsa, Ramazandaki o bir günkü sevaba kavuşamaz) buyuruldu. (Tirmizi)

Ama dini bir mazeret varsa oruç tutmamak günah olmaz.

Nimetin Kıymeti Bilinmezse

13 RAMAZAN AYI FAZİLETLERİNîmet; iyilik, rızık, saâdet anlamındadır. İnsanların, sıhhatli, sağlam, râhat, neşeli yaşamalarına ve âhirette sonsuz saâdete kavuşmalarına sebep olan faydalı şeylere, nimet denir. Allahü teâlâ, çok merhametli olduğu için, kullarına lâzım olan bütün nimetleri yaratmıştır. Bunlardan nasıl istifâde edileceğini, Peygamberleri ile gönderdiği kitâplarında bildirmiştir. Müslümân olsun, kâfir olsun, herhangi bir insan, bu kitâplara uygun yaşarsa, dünyâda râhat ve huzûr içinde olur. Ahmed Gazâlî hazretleri buyuruyor ki:
“Ey insanoğlu! Allahü teâlâ bütün eşyâyı senin için yarattı. Seni de kendisi için yarattı. Sen ise, Allahü teâlânın senin için yarattığı şey ile meşgûl oldun, nîmetin sâhibini unuttun. Sana gelen bağış ve lütuflarından faydalandın. Vereni hatırlamadın. Böylece nîmetin şükrünü edâ etmedin. Sana verdiği ihsân ve lütuflarının hürmetine riâyet etmedin. Nîmet sâhibine şükür, O’nun verdiği nîmete şükür etmektir. Bu da, kendisine verdiği nîmetten dolayı O’na senâda bulunmakla olur.”

Şükretmek, insanlık îcâbıdırİyilik yapana teşekkür edileceğini, herkes bilir. Bu, insanlık îcâbıdır. İyilik edenlere hürmet edilir, nimet sâhipleri, büyük bilinir. O hâlde, her nimetin hakîkî sâhibi olan Allahü teâlâya şükretmek, insanlık îcâbıdır, aklın lüzûm gösterdiği bir vazîfe, bir borçtur. Mahşer günü, ihsân edilen her nimetin hesabı sorulacaktır. Zira Tekâsür sûresinin 8. âyet-i kerîmesinde meâlen:
(Her nîmetin şükründen muhakkak sorulacaksınız) buyurulmaktadır.
İmâm-ı Ebû Yûsuf hazretleri buyuruyor ki:
“Nîmetlerin başı üç nîmettir. Birincisi bütün iyilikleri içine alan İslâm nîmetidir. İkincisi hayâta tad veren sıhhat ve âfiyet nîmetidir. Üçüncüsü insana faydalı olan, azdırmayan zenginliktir.”
Herkesin şükretmesi ve şükür derecesi farklıdır. Çok nimete kavuşanın, şükrü de çok olur. İmâm-ı Rabbânî hazretleri;
“Nîmet ne kadar çoksa şükür etmek lüzumu da çok olur. Zenginlerin zenginlik derecesine göre, fakirlerden daha çok şükür etmesi lâzımdır” buyurmuştur.
Büyüklerden bir zâta, talebelerinden birisi;
-Efendim, Allahü teâlâya şükredici bir kul olabilmek için ne yapmak lazımdır, diye sorar. O zât da;
-Allahü teâlâya şükredici bir kul olabilmen için, yeryüzünde senden fazla nîmet verilmiş bir kulun olmadığını düşünmelisin buyurur. Talebe;
-Efendim, benden fazla nîmet verilmiş bir kimsenin olmadığını nasıl düşünebilirim ki? Zîrâ Allahü teâlâ, Peygamberlere, âlimlere ve hükümdarlara herkesten fazla nîmet vermiştir deyince, o zât;
-Evladım eğer peygamberlere o nîmet verilmeseydi, sen doğru yolu bulamazdın. Âlimler olmasaydı, dinden çıkıp küfre girerdin. Hükümdarlar olmasaydı, evinde emin bir hâlde rahat oturamazdın. Bütün bunların hepsi, sana ihsân edilen nîmetlerden değil midir? cevabını verir.
Mehmed Emîn Tokâdî hazretleri buyuruyor ki:
“Bir nefeste iki nîmet vardır. Bunun için her nefese iki şükür lâzımdır. Yirmi dört saatte, her saate bin nefes ve her nefese iki şükür olmak üzere kırk sekiz bin şükür olur. Bir insan bütün işlerini bıraksa, şükür, şükür diyerek Allahü teâlâya hamd ve şükretse yine şükrün hakkını edâ edemez.”
Nimetlere şükredilirse artacağı, şükredilmezse elden gideceği, Kur’ân-ı kerimde bildirilmektedir. Şükürden maksad ise; insanın aczini îtirâf edip, kulluğunu bilmesidir. Hazret-i Ali buyuruyor ki:
“Nîmetlere şükreden, onun elden çıkacağından korkmasın. Nîmete şükredenlere, onu artıracağını Allahü teâlâ bildirdi. Nîmetin kıymetini bilmeyip, nankörlük edenlerin elinden o nîmet alınır. Nîmetin kıymetini bilmemek, onun elden çıkmasına sebebdir. Şükür ise, onu devamlı kılar ve artırır.”

Nîmete nankörlük etmek!5 RAMAZAN AYI FAZİLETLERİ

İhsân edilen nimetlere şükretmemek, küfrân-ı nîmet olur. Küfrân-ı nîmet, nîmete nankörlük etmek, nîmeti kullanırken, nîmetin sâhibini unutmak, Allahü teâlâya verdiği nîmet ile âsî olmak yâni nîmeti yerinde kullanmamak demektir. İmâm-ı Rabbânî hazretleri;
“İslâm dîninin emir ve yasaklarına uymak şükür, uymamak küfrân-ı nîmettir” buyurmaktadır.
Sırrî-yi Sekatî hazretleri de;
“Bir kimse bir nîmete kavuşur da bunun şükrünü yapmazsa, o nîmet elinden gider de, o kimsenin haberi bile olmaz” buyurmuştur.
Netice olarak, her izzet ve her nimet, Allahü teâlâya, ihlâs ile itâat ve ibâdet yolundan, her kötülük ve sıkıntı da, günâh işlemekten hâsıl olur. Herkese dert ve belâ, günâh yolundan gelir. Râhat ve huzûr da, itâat yolundan gelmektedir. Allahü teâlânın âdeti böyledir, bunu, kimse değiştiremez. Ebû Yâkûb Nehrecûrî hazretlerinin buyurduğu gibi:
“İnsan kendisine verilen nîmete şükrederse, Allahü teâlâ, o nîmeti insanın elinden almaz. Eğer nîmete şükretmeyip, kıymetini bilmezse, o nîmet devâm etmez, elden gider…”

Bir Gencin Tövbesi (Yaşanmış İslami Hadiseler)

Allahü teâlâ, peygamberi Musa aleyhisselâma hitap edip
” (Ey Musa! Filân mahallede, bizim dostlarımızdan biri vefât etti. Git onun işini gör. Sen gitmezsen, bizim rahmetimiz onun işini görür) buyurdu.
Hazret-i Musa, emir olunduğu mahalleye gitti.
Oradakilere:
-Bu gece, burada, Allahü teâlânın dostlarından biri vefât etti mi? diye sorunca:
-Ey Allahın peygamberi! Allahü teâlânın dostlarından hiç kimse vefât etmedi. Ama, filân evde zamanını kötülüklerle geçiren fâsık bir genç öldü. Fıskının çokluğundan, hiç kimse onu defnetmeye yanaşmıyo9 RAMAZAN AYI FAZİLETLERİr, dediler.
Musa aleyhisselâm:
-Ben onu arıyorum, buyurdu. Gösterdiler.
Hazret-i Musa, o eve girdi. Rahmet meleklerini gördü.Ayakta durup, ellerinde rahmet tabakları olup, Allahü teâlânın rahmet ve lütfunu saçıyorlardı.Hazret-i Musa, yalvararak münacaat etti:
-Ey Rabbim! sen buyurdun ki, o”Benim dostumdur.” İnsanlar ise fâsık olduğuna şahitlik ediyorlar. Hikmeti nedir?
Allahü teâlâ:
(Ey Musa! İnsanların onun için fâsık demeleri doğrudur. Ama, günahından haberleri var, tövbesinden haberleri yok. Benim bu kulum, seher vakti, toprağa yuvarlandı ve tövbe etti. Bizim huzurumuza sığındı. Ben ki, Allah’ım! Onun sözünü ve tövbesini kabul ettim. Ona rahmet ettim ki, bu dergâhın ümitsizlik kapısı olmadığı anlaşılsın!) buyurdu.

Ezan Okunmaya Başlanması

Hicretin 1. senesi: Milâdi 622.8 RAMAZAN AYI FAZİLETLERİ

Mekke’de iken Müslümanlar ibadetlerini gizlice yapıyor, namazlarını kimsenin göremeyeceği yerlerde kılıyorlardı. Dolayısıyla orada namaza açıktan dâvet etmek gibi bir mesele söz konusu olamazdı.

Ancak, Medine’de manzara tamamıyla değişmişti. Dinî serbestiyet vardı. Müslümanlar rahatlıkla ibadetlerini ifâ ediyorlardı. Din ve vicdanları baskı altında bulunmuyordu. Müşriklerin zulüm, eziyet ve hakaretleri de mevzu bahis değildi.

Mescid-i Nebevî inşâ edilmişti. Fakat, Müslümanları namaz vakitlerinde bir araya toplayacak bir davet şekli henüz tesbit edilmemişti. Müslümanlar gelip vaktin girmesini bekliyor, vakit girince namazlarını edâ ediyorlardı.

Resûl-i Ekrem bir gün Ashab-ı Kirâmı toplayarak kendileriyle nasıl bir dâvet şekli tesbit etmeleri gerektiği hususunda istişâre etti. Sahabîlerin bazıları, Hıristiyanlarda olduğu gibi çan çalınmasını, diğer bir kısmı Yahûdiler gibi boru öttürülmesini, bir kısmı da Mecûsilerinki gibi namaz vakitlerinde ateş yakılıp, 71 RAMAZAN AYI FAZİLETLERİyüksek bir yere götürülmesini teklif etti. Peygamber Efendimiz, bu tekliflerin hiç birini beğenmedi.2

O sırada Hz. Ömer söz aldı:

“Yâ Resûlallah! Halkı namaza çağırmak için neden bir adam göndermiyorsunuz?” diye sordu.

Resûl-i Ekrem o anda Hz. Ömer’in teklifini uygun gördü ve Hz. Bilâl’e, “Kalk yâ Bîlâl, namaz için seslen” diye emretti.

Bunun üzerine Hz. Bilal bir müddet Medine sokaklarında, “Esselâ, Esselâ (Buyurun namaza! Buyurun namaza!)” diye seslenerek Müslümanları namaza çağırmaya başladı.

Allah Birdir Peygamber Hak

Allah birdir peygamber hak
Allah birdir peygamber hak
Rabbül alemindir mutlak
Senlik benlik nedir bırak
Söyleyim geldi sırası

Kürt’ü türk’ü ve çerkes’i
Hep adem’in oğlu kızı
Beraberce şehit gazi
Yanlış var mı ve neresi?
131 RAMAZAN AYI FAZİLETLERİ
Kuran’a bak incil’e bak
Dört kitabın dördü de hak
Hakir görüp ırk ayırmak
Hakikatte yüz karası

Binbir ismin birinden tut
Senlik benlik nedir sil at
Tuttuğun yola doğru git
Yoldan çıkıp olma asi

Yezit nedir, ne kızılbaş
Değil miyiz hep bir kardaş
Bizi yakar bizim ateş
Söndürmektir tek çaresi

Kimi ne çeker dilinden
Hem belinden hem elinden
Hayır ve şer emelinden
Hakikat bunun burası

Şu alemi yaratan bir
Odur külli şeye kadir
Alevi sünnilik nedir
Menfaattir varvarası

Cümle canlı hep topraktan
Var olmuşuz emir haktan
Rahmet dile sen allah’tan
Tükenmez rahmet deryası

Veysel sapma sağa sola
Sen allah’tan birlik dile
İkilikten gelir bela
Dava insanlık davası.    Aşık Veysel

Yalnız Değilsin
Dikkat et kardeşim bu dünyaya
Dünyada tek sen değilsin
Şeytan kalbini sıkıştırsada
Omuzundaki meleklerle yalnıız değilsin

10 RAMAZAN AYI FAZİLETLERİCuma akşamı gönderdiyesen salavat
Peygamberimizde (SAV) verir sana cevap
Sanmaki dünyada teksin
Tüm dünyayla sen aslında birsin

Kendini çaresizmi hissettin
O zaman Dertli birini dinle
Beterin beteri var dersin
Haline şükredersin

Aşık maşukunu aramakta
Yollarda dikenler bulunmakta
Ayağına dikenler batsada
Aşık maşukuna ulaşmakta

Kara gecede kara çadıra girdirseler
Gözünü kara bant ile örtseler
Kalbine bak ne demekte
Allah her yerde seninle

Gel bu gün bir dene
Her gördüğüne bir gülümse
Tatlı sözden başka bir şey deme4 RAMAZAN AYI FAZİLETLERİ
Bak dünya da yalnız kalınır mı?

Unutma bizleri gören var
Söylediğimizi duyan var
Derdimize derman
Bizleri seven ALLAH var.    Dursun Ali Erzincanlı

*Bir yoldur oruç. Çıkar/çıkmaz sokakların hepsini Mekke’ye çıkarıyor. Şehrin kirlerini bir suskunluk avazında temizliyor. Yetim bıraktığımız umudumuzu, sokağa terkettiğimiz merhametimizi yeniden eve alıyor. Yola koyuyor içimizin şefkat kervanlarını. Kuraklaşmış, çoraklaşmış dünyanın göbeğinde, iftar saatlerinde serinlediğimiz, iftarı bekleyerek sevindiğimiz, bölüşerek sevindirdiğimiz bir vahaya uğratıyor nefislerimizi. Senai Demirci

Hazırlayan;Burçin Çergel

burcin

HOŞGELDİN YA ŞEHR-İ RAMAZAN!

Bu Yazı Toplam 673 defa okunmuş ve 2 adet yorum yapılmıştır.
Etiketler: , ,

12 HOŞGELDİN YA ŞEHR İ RAMAZAN!Ramazan’ın ilk günü ile birlikte nur ve feyiz dolu bir mevsimi yaşamaya başlarız. Kâinat şenlenir, dünya Cennetten süzülen nurânî bir hava ile dolup taşar..

Ulvi âlemlerin masum ve mübarek sakinleri öbek öbek mü’minlerin çevresini sarar. Rahmet ülkesinden müjdeler, kâinatın Rabbinden selâmlar ve mağfiret ümitleri getirir, Ramazan ayı…
Mukaddes kelâmın nazil oluşunun yıldönümünü mü’minlerle birlikte cinler, melekler; ağacı, çiçeği, böceği, kurdu, kuşu, denizi ve deryasıyla yaşlı dünyamız da kutlar. Görünen ve görünmeyen âlemlerde tam manâsıyla bir bayram havası yaşanır.

Mü’minlere İlâhî bir ihsan olarak bu günleri birer güzel fırsat bilerek değerlendirme, Rablerine olan kulluk derecelerini gösterme, Ona muhatap olabilme gayreti içine girerek tam bir ihlâs ve şuurla ibadet ve taate koşarlar.

Ubâde bin Samit anlatıyor:
Ramazan ayının başladığı bir günde Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam şöyle buyurdu:

“İşte bereket ayı olan Ramazan geldi. Artık Allah’ın rahmeti sizi kuşatır. O ay, yeryüzüne bol bol rahmet iner. Günahlar affedilir. Dualar kabul olunur. Allah sizin iyilik ve ibadette yarışmanıza bakar da, bununla meleklerine karşı iftihar eder. Öyle ise kulluğunuzla kendinizi Allah’a sevdirin. Asıl bedbaht olan da, bu ayda Allah’ın rahmetinden nasibini alamayandır.”(1)cami HOŞGELDİN YA ŞEHR İ RAMAZAN!

Ramazan her yönüyle bir ibadet mevsimidir. Her mü’min namazı, orucu, iyilikleri hizmetleri ve duâsıyla bu rahmet ve bereketten nasibini almaya çalışır. Bilerek veya bilmeyerek yapmış olduğu günahları için Allah’tan af diler. Rabbine niyazda bulunur.

Cenâb-ı Hak da kulunun bu samimi dua ve niyazını karşılıksız bırakmaz, günahlarını affeder, rahmetine garkeder.

Oruca Nezaman Ve Nasil Niyet Edilir

Orucun sahih olmasi için niyet etmek sarttir. Niyetsiz oruç makbul degildir.
Ramazan orucuna, aksamdan itibaren kusluk vaktine kadar niyet edilebilir. Söyle ki:
Normal olarak oruca, sahur yemegini yedikten sonra niyet edilir. Ancak sahurda uyanamayip yeme içme zamaninin bittigi imsak vaktinden sonra kalkan bir kimse, günes dogmus olsa bile, kusluk vaktine kadar o günün orucuna niyet edebilir. Yeter ki, imsak vaktinden sonra orucu bozacak bir sey yapmasin. Sahura kalkmak istemeyen bir kimse, aksamdan sonra yarinin orucuna niyet edebilir,
iftar HOŞGELDİN YA ŞEHR İ RAMAZAN!geceleyin kalkip tekrar niyet etmesi gerekmez. Ramazan ayında tutulamayan orucu, baska günlerde kaza ederken niyetin geceleyin «tan yeri agarmadan önce» yapilmasi gerekir. Keffaret oruçlari da böyledir. Bu oruçlara imsaktan sonra niyet edilmez. Niyet esasen kalp ile olur. Yani geceleyin, yarin oruç tutacagini kalbinden geçiren kimse niyet etmis demektir. Oruç tutmak düsüncesi ile sahur yemegine kalkan kimsenin bu düsüncesi de niyettir. Oruca kalp ile niyet etmek yeterlidir. Ancak kalp ile yapilan bu niyeti dil ile söylemek daha iyidir. Bu sebeple, oruç tutacak olan kimse, hem içinden niyet etmeli, hem de dili ile: ” Niyet ettim Ramazan-i serifin yarinki orucuna “diye söylemelidir.

İşte Peygamber Efendimizin Tüm Ramazan Boyunca Okuduğu Dua:

“Allah’ım! kabir ehlini sevindir. Allah’ım, bütün fakirleri zenginleştir. Allah’ım, bütün açları doyur, Allah’ım bütün çıplakları giyindir. Allah’ım, sıkıntısı olanların sıkıntısını gider. Allah’ım, bütün garipleri -vatanlarına- geri döndür. Allah’ım, bütün esirleri -esirlikten- kurtar. Allah’ım, Müslümanların bozulan durumlarını, fasit olan işlerini ıslah eyle. Allah’ım, bütün hastalara şifa ver. Allah’ım, bizim fakirliğimizi kendi zenginliğinle engelle. Allah’ım, bizim kötü halimizi kendi iyi haline dönüştür. Allah’ım, borcumuzu eda et, fakirlik ve ihtiyacımızı gider; muhakkak senin herşeye gücün yeter.”

Tövbe

Tövbe bütün müminlere Allah’ın bir emri, bir kulluk vecibesidir. Çünkü kullar, Allah’ın kendilerini mükellef kıldığı her hususu, ne kadar gayret etseler de gereği gibi yerine getiremeyip hata yapabilirler. Bunun için yüce Rabbimiz: “Ey müminler hepiniz Allah’a tövbe edin ki kurtuluşa eresiniz”[4] Nûr, 24/31. buyurmuştur. Sevgili Peygamberimiz de, kulların tövbe etmesinden Allah Teâlâ’nın hoşnut olacağını şu şekilde dile getirmiştir: “Kulunun tövbesinden dolayı Allah Teâlâ’nın sevinci, sizden birinizin ıssız çölde bineğini kaybedip de bulduğu andaki sevincinden daha fazladır”[3]. Buhârî, “Deavât”, 4.

Tövbenin Allah katında makbul olması için; içten gelerek, tam bir ihlâsla dua HOŞGELDİN YA ŞEHR İ RAMAZAN!yapılması gerekir. Bu da işlenen günahtan dolayı kalp ile pişman olup, dil ile istiğfar etmek, fiilen de günahı terk edip bir daha ona dönmemekle mümkün olur. Bunun yanında, kul hakkı ve kamu hakkı içeren konularda tövbenin kabul edilebilmesi için öncelikle hak sahiplerinin hakkını vermek ya da onlarla helâlleşmek gerekir. İşte böyle bir tövbe Kur’an’da içtenlikle yapılan tövbe olarak ifade edilmiş ve şöyle buyrulmuştur: “Ey iman edenler Allah’a içtenlikle tövbe edin…”[1]. Tahrîm, 66/8.

İnsanları hayata bağlayan âmillerin başında inanç ve ondan kaynaklanan ümit gelmektedir. İşte tövbe ve beraberinde gelen bağışlanma ümidi, günaha dalarak ümidini yitirmiş kişilerin yeniden hayata bağlanması ve yaşayışında ortaya çıkan çileli durumlara katlanmasını sağlar.

Öyleyse Allah’a iman etmiş kişiler, bilerek veya bilmeyerek günah işledikleri zaman hemen Allah’a yönelip tövbe etmelidirler. Çünkü Yüce Rabbimiz samimiyetle ve şartlarına uygun olarak yapılan tövbeleri kabul edeceğini, günahları bırakıp kendisine yönelenlerden razı olacağını bizlere açık bir şekilde bildirmiştir. Zira günahkârlar için Yüce Allah’ın rahmet, mağrifet ve kereminden başka bir sığınak yoktur. Hutbemi, Şûrâ sûresi 25. âyetin meâli ile bitiriyorum: “Allah, kullarının tövbesini kabul eder, kötülükleri bağışlar ve yaptıklarınızı bilir”[5]. Şûrâ, 42/25.

Hapishanede Kılınan Namaz (Dini Hikaye/Kıssa

Horasan vâlisi Abdullah bin Tâhir, çok âdil biriydi. Jandarmaları birkaç hırsız yakalamış, vâliye bildirmişlerdi. Getirilirken hırsızlardan birisi kaçtı. O sırada Hiratlı bir demirci, Nişapur’a gitmişti. Demirciyi, gece eve giderken, jandarmalar yakaladılar ve diğer zanlılarla beraber vâliye çıkardılar. Vâli dedi ki:
- Hepsini hapsedin!
Bir suçu olmayan demirci, hapishanede hemen abdest alıp, namaz kıldı. Ellerini uzatıp:
”Yâ Rabbi! Bir suçum olmadığını ancak sen biliyorsun. Beni bu zindandan ancak sen kurtarırsın!” diye duâ etti. Vâli uyurken rüyâsında dört kuvvetli kimse namaz HOŞGELDİN YA ŞEHR İ RAMAZAN!gelip, tahtını ters çevirecekleri zaman uykudan uyandı. Hemen kalkıp, abdest aldı, iki rek’at namaz kıldı. Tekrar uyudu. Tekrar o dört kimsenin tahtını yıkmak üzere olduğunu gördü ve uyandı. Kendisinde bir mazlumun âhı olduğunu anladı. Vâli hemen hapishane müdürünü çağırtıp sordu:
- Acaba bu gece hapishanede mazlum birisi kalmış mı?
Müdür dedi ki:
- Bunu bilemem efendim. Yanlız biri namaz kılıyor, çok duâ ediyor göz yaşları döküyor.
- Hemen adamı buraya getiriniz. Demirciyi vâlinin yanına getirdiler. Vâli hâlini sorup, durumu anladı, ve dedi ki:
- Sizden özür.diliyorum.Hakkını helâl et ve şu bin gümüş hediyemi kabul et. Herhangi bir arzun olunca bana gel! Demirci de cevabında dedi ki:
-Ben hakkımı helâl ettim. Verdiğiniz hediyeyi kabul ettim. Fakat işimi, dileğimi senden istemeye gelemem.
- Neden gelemezsiniz?
- Çünkü benim gibi bir fakir için, senin gibi bir sultanın tahtını birkaç defa tersine çevirten sâhibimi bırakıp da, dileklerimi başkasına söylemek kulluğa yakışır mı? Namazlardan sonra ettiğim duâlarla beni nice sıkıntılardan kurtardı. Pek çok murâdıma kavuşturdu. Nasıl olur da başkasına sığınırım? Rabbim, nihayeti olmayan rahmet hazinesinin kapısını, ihsân sofrasını herkese açmış iken, başkasına nasıl giderim? Kim istedi de vermedi? Kim geldi de, boş döndü? İstemesini bilmezsen, alamazsın. Huzûruna edeple çıkmazsan rahmetine kavuşamazsın!
Akıl isen nemâzı, çün saâdet tâcıdır.
Sen namazı şöyle bil ki, mü’minin mi’râcıdır. Huzura Doğru

Hadisi-i Şerif; ‘’Ramazan ayının ilk gecesinde cennet ve sema kapıları açılırda Ramazan’ın son gecesine kadar kapanmaz’’.

 

İftar ve Sahur Vakitleri

       İftar            Sahur

Trabzon                :19:58    -    04:59

Rize                       :19:55    -    04:56

Artvin                   :19:50    -    04:50

Giresun                :20:03    -    05:05

Gümüşhane      :19:57    -     05:02

cicek HOŞGELDİN YA ŞEHR İ RAMAZAN!

 

Ve Sen Yine Denendiğinde ve Yine Kalbin Daraldığında
Ve Yine Bütün Kapılar Yüzüne Kapandığında
Ve Yine Ne Yapman Gerektiğini Bilemediğinde

Uzun zun Düşün Ve Hatırla Yaratanını
Allah Kuluna Kâfi Değil mi.?   (

züмer/З6)

 Hoşgeldin

Rdua1 HOŞGELDİN YA ŞEHR İ RAMAZAN!amazan müjdesi kalbin günüdür
Derbeder bir ömrün dönüm günüdür
Ötelerden gelen vuslat gülüdür
Hoş geldin gönlüme şehri ramazanİftara erende bir mutluluktur
Sahurda huşu ruha konuktur
Sofralarda dolup taşan bolluktur
Hoş geldin gönlüme şehri ramazanYer gök hep secdede rabbe yakındır
Mevlâ dileyince uzak yakındır
Aşka açık kapı cana yakındır
Hoş geldin gönlüme şehri ramazanBirliğe yönelen kutlu zamandır
Baki muhabbete kapı açandır
Kalpten kalbe sonsuz köprü kurandır
Hoş geldin gönlüme şehri ramazan

Onbir ayın sultanı kuran ayıdır
Cana şifa veren derman ayıdır
Sırrı mahfuz özde sevda ayıdır
Hoş geldin gönlüme şehri ramazan   Fatma Gelir

*Aşkın üç hali…İnsanın oruçlu olması…Oruçluyken namaz kılması…Oruçlu ve namazlıyken Kur’an okuması…Senai Demirci

*Şükür etmedikten sonra ‘Dünya’ları yesen ne fayda!…Şükür’le başladıktan sonra;bir kuru ekmek değmez mi Dünya’lara… Şems-i Tebrizi

 

 

 

Hazırlayan;Burçin Çergel

ORUC

RAMAZAN AYI GELDİ

Bu Yazı Toplam 223 defa okunmuş ve 0 adet yorum yapılmıştır.
Etiketler: , ,

İslam aleminin dört gözle beklediği mübarek Ramazan ayı geldi. Bu gece ilk teravih ve sahurla oruç ayına girilecek.

Bir ay boyunca menevi bir iklimin yaşanacağı bu ayda Müslümanlar oruç tutup, Rab’lerine ibadet edecekler.

Bugün Şaban ayının son günü ve yarın Ramazan ayı başlıyor.

İlk teravih bu gece kılınacak.

Aynı zamanda İslam alemi Ramazan ayının ilk orucu için bu gece sahura kalkacaklar.

Bir aylık manevi iklimin ardından İslam dünyası Ramazan Bayramını kutlayacak.

SUSTUKÇA KONUŞSUN İÇİN

Bu Yazı Toplam 429 defa okunmuş ve 2 adet yorum yapılmıştır.

Yeniden merhaba!.. Bir yere gitmedim, buralardayım… Sadece her yaz mevsiminde olduğu gibi yazılarıma biraz ara verdim.

Biliyorsunuz; yazın şartları, getirileri daha bir farklı. Ne yapar eder dinlenmeye zaman ayırırız yazın. Uzun zamandır görüşemediğimiz arkadaş, dost ve akrabalarımızla bir araya gelir özlem gideririz. Hep birlikte bir yerlere gidilir sürekli… Yer Karadeniz ise havanın sisiyle, nemiyle de boğuşulur bir yandan.

Bu nedenler bir yana, susmak, parmakları bir zaman klavyeden çekmek de hep iyi gelir bana. Yazdıkça yıpranan, yorulan sözcüklerimin, küçük bir aranın ardından yenileneceğini düşünürüm.

Susmak!.. Duygu ve düşüncemizi sese, söze dökmesek, elimizi klavyeden çeksek de sustuğumuz söylenemez ya!.. Hiç dilsizin sustuğu görülmüş mü ki? Düşünce ve duygularımız daima devrededir. İç sesimiz… Gelişmelerin içinde oldukça, nefes aldıkça sessiz halde bile konuşuruz.

Dolayısıyla da konuşmalar biriktiririz sustukça. Bazen iyi, coşkulu, mutlu hissettiren bazen de hüzünlü, berbat ve hatta insanlığımızdan utandıran konuşmalar… Gördükleri ve yaşadıkları karşısında etkilenen bir varlığız sonuçta. Sevgimizi, hayranlığımızı ya da nefretimizi dizginleyemiyoruz. Çarpıklıklar, haksızlıklar karşısında da tepki veririz.
Sustukça konuşmalar biriktirmek durumundayız, evet. Nefes aldıkça kendimizden vazgeçme, kendimizi dinlememe gibi bir lüksümüz olmadığı için de biraz…

Bu yıl daha bir sıcak günlere denk geldi Ramazan ayı. Her zamanki gibi bolluğu ve bereketiyle geldi… Hanımlar ya da beyler, mutfaklarda kolları sıvayıp hünerlerini gösterdiler yine; türlü türlü yemeklerle donatıldı iftar sofraları. Gün gün konuklar ağırlandı o sofralarda.

Biz bunları yaşarken Somali’deki çocuklar bir deri, bir kemik haldeydi açlıktan. Sırf bu sebeple annelerinin gözü önünde, kolları arasında can çekişti ve an be an öldüler.
O çocukların kemik yığını görüntülerine tanık oldukça, oradaki çaresizlik çığlığını duydukça; yaşadığımız her tat, keyif çok anlamsız geliyor bana, yalan geliyor… Şu sıralar dünyada yaşanan en önemli gerçeklik onlarınki.

Her şey elimizin altında bu kadar bolken, dünyanın bir yerinde birileri, hele de çocuklar açlıktan ölsünler!.. Olabilir mi böyle bir şey? Böyle de garip bir isyana dönüşüyor duyup hissettiklerim. Yediğimiz ekmekte, yemekte hakları olduğunu düşünerek içten içe rahatsızlık duyuyorum. Değil mi ama: Her akşam soframızı o denli boş çeşitle donatıyorsak, açlık konulu her çaresizlikte, dramda bir çeşit payımız vardır.

Özellikle de bu ramazan günlerinde susmak bilmedi içim. Yemekler hazırlarken susmadı. Arkadaşlarla bol çeşitli iftar sofralarında buluştuğumuzda susmadı. Ekşiyen, ziyan olan, bayatlayan yemeği, ekmeği ne yapacağımızı düşünürken susmadı… Çünkü bir çeşit can’dı, hayattı çöpe dökeceğimiz her şey. O yemekleri, oradaki çocuklara tazeyken iletebilseydik, bir kaçı hayatta kalabilirdi.

Eminim ki siz de içten içe açlık konulu kritik gelişmelere yoğunlaşmışsınızdır. Oruç tutup saatlerce aç- susuz kaldıkça. Görkemli sofralarda midenizle birlikte gözünüz, gönlünüz de doydukça. Bir yerlerde aç durmanın karşılığı bin bir çeşit yemekken başka bir yerde ise neden ölüm olduğunu düşünmüşsünüzdür. Dünyanın akıl almaz hallerini, çarpıklığını…
Düşünmek lazım!.. Çünkü düşünmek duyarlı olmanın yarısıdır. Yaşanan çarpıklıklar karşısında içiniz, vicdanınız susarsa; insanlıktan uzaklaşmışsınız demektir…

oruc

ORUCUN FAYDALARI

Bu Yazı Toplam 741 defa okunmuş ve 2 adet yorum yapılmıştır.

Oruç dinimizde çok önemli bir ibadettir. Bizler bu ibadeti Allah rızasını kazanmak için yaparız. Bunun karşılığında Allah bizlere şu faydaları nasip eder.

Oruç, Allah a olan inancımızı güçlendirir

Allah ın yarattığı en değerli varlık, insandır. Allah, insanın değerini ve şerefini koruması için ibadeti ona farz kılmıştır. Oruç hem değerimizi artırır, hem de bizi Allah a yaklaştırır. Allah’a yakınlık sevgiyi artırır. Allah sevgisinin artması da inancımızı kuvvetlendirir.

Oruç insan iradesini güçlendirir

Oruç tutan bir kimse yeme, içme ve şehevi arzulardan uzak durarak irade eğitimine alınır. Bu eğitimi başarı ile bitirenler; iradelerini güçlendirir, disiplinli bir hayat yaşarlar.

Oruç zorluklara karşı dayanma gücü kazandırır

İnsan, hayatında çeşitli zorluklarla karşılaşır. Bu zorlukları yenmenin yolu sabırdır. Sabır, Bakara Suresi ayet 153 de namazdan önce zikredilir. Peygamberimizde bir hadislerinde Oruç sabrın yarısıdır diye buyurur.

Oruç davranışlarımızı güzelleştirir

Oruç, gün boyu huzurda olmak, demektir. Allah ın huzurunda bulunma idraki davranışları düzeltmeyi gerektirir. Peygamberimiz bir hadislerinde Oruçlu iken size sataşanlara ben oruçluyum deyin buyuruyor.

Oruç düzenli beslenme alışkanlığı kazandırır.

Dinimize göre sağlık ibadetten önce gelir. Sağlığı yerinde olmayanlar, Allah a gereği gibi ibadet edemezler. Oruç ibadeti bizlere kontrollü yeme alışkanlığı kazandırır. Abur cubur yeme alışkanlığından ve fazla yemek yeme alışkanlığından bizi uzaklaştırır. Peygamberimiz konuyla ilgili oruç tutunuz, sıhhat bulursunuz buyuruyor.

Oruç, sahip olduğumuz nimetlerin değerini bilmeyi öğretir

İnsan elindeki nimetlerin değerini, ancak bunlar elinden çıktıktan sonra anlar. Oruç tutarak yiyeceklerden uzak kalan insan, bu nimetin değerini daha iyi anlar. İsrafı hayatından uzaklaştırır ve dengeli harcamayı öğrenmiş olur.

oruc

KİMLER ORUÇ TUTUYOR

Bu Yazı Toplam 790 defa okunmuş ve 0 adet yorum yapılmıştır.
Etiketler: ,

74 milyonluk Türkiye nin yüzde kaçı Ramazan da tam oruç tutuyor.

Yetişkin yurttaşlarımızın yüzde 60 çevresinde olanı her ramazan oruç tuttuğunu söylemektedir. Oruç tutmayan yurttaşımız 4 milyonun biraz üstündedir.

Tarhan Erdem in yazısından ilgili bölüm.

Oruç tutanlar ne kadar  Ülkemizdeki yetişkinlerle yapılan bazı araştırmaların oruçla ilgili verilerini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Değerler yıldan yıla belirgin ölçüde değişmeyeceğinden, vereceğim 2008 sonuçlarının bugünkü verilere çok yakın olduğunu söyleyebiliriz.

Görüşülen deneklere, Namaz kılar mısınız, Oruç tutar mısınız ve Cuma namazı kılar mısınız soruları ayrı ayrı sorulmuş ve alınan sonuçlar aşağıdaki tabloda toplanmıştır.

Bu üç ibadet biçiminden en çok uyulanı oruçtur. Yetişkin yurttaşlarımızın yüzde 60 çevresinde olanı her ramazanda oruç tuttuğunu söylemektedir. Hiçbir zaman oruç tutmayan yurttaşımız, yüzde 8 ile, 4 milyonun biraz üstündedir.

Bu yazı yayımlandığında, ülkemizde yaklaşık 37 milyonun üstünde kadın ve erkek oruç tutmaya niyetlenmiş olacaktır. 10 milyon çevresinde yurttaşımız da, değişik neden ve durumlar nedeniyle bir-iki gün ya da bu ramazan oruç tutmayacak olanlardır.

Yurttaşlar kendilerini nasıl tanımlıyor Şimdi de yurttaşların kendilerini dindarlık açısından nasıl tanımladıklarıyla ilgili verilere bakalım Son aylarda gerçekleşen araştırmalarda sorduğumuz sorulardan biri de Dindarlık açısından kendinizi aşağıda okuyacaklarımdan hangisiyle tarif edersiniz idi.

Bu sorunun on altı aylık sonuçları ortalaması aşağıdaki tabloda görülmektedir. 18 ve üstü yetişkinlerin yüzde 68 i kendini dindar veya sofu olarak tanımlamaktadır. Yani 34 milyon insanımız kendini iyi Müslüman saymaktadır. Benim gibi, inançlı ama dinin gereklerini yerine getirmeyen veya getiremeyen kişiler 16 milyon kadardır.

ramazannn

HOŞGELDİN RAMAZAN

Bu Yazı Toplam 138 defa okunmuş ve 0 adet yorum yapılmıştır.
Etiketler: , ,

11 ayın sultanı, bolluk, huzur ve saadet ayı

Ramazan a erişmenin huzur ve mutluluğu içindeyiz. Her sağlıklı ve ergin Müslüman ın bu ayı oruç tutarak geçirmesi farzdır. Allah buyurur.

Ey inananlar, sizden öncekilere yazıldığı gibi günahlardan korunmanız için sizin üzerinize de oruç yazıldı.

Sayılı günler olarak. Sizden kim hasta veya seferde olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutar.

Oruca güç 0 dayananların fidye vermesi, bir yoksulu doyurması lazımdır.

Bununla beraber gönül isteğiyle kim bir iyilik yapar oruç tutarsa o, kendisi için iyidir.

Bilirseniz oruç tutmanız, sizin için daha hayırlıdır.